TARİH YAZMAK, GELECEĞİ YAZMAKTIR.
Manda mı, İstiklâl mi? Bu acının dahi tartışıldığı günleri unutmayınız…
Ötekileştirmek ihanettir.
Türkiye’de uzun zamandır sadece bir tarih tartışılıyor. Hem de bilgi etrafında değil bu tartışma. Demagogların etrafında şekillenen toplumu birebirine düşman edecek eksenler oluşturularak yapılıyor.
Aslında çok daha derin bir meseleyle karşı karşıyayız: Bu milletin hafızası sistemli şekilde tahrif ediliyor.
Biz, ta Viyana’dan çekile çekile Sakarya Boğazı’na kadar gerilemiş bir milletiz. Bu sadece bir geri çekilme değil; aynı zamanda bir medeniyetin, bir devlet aklının ve bir iradenin sınandığı uzun bir kırılma sürecidir.
Sakarya, sıradan bir cephe değildir. Sakarya, bir milletin “Buradan geçemezsiniz.” dediği son hattır. Orada sadece bir savaş kazanılmadı; bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesi ortaya kondu.
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz!” emrinin verildiği, “YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM!” şuur ve Millî refleksi ile aç susuz, mühimmatsız, tüfeksiz, topsuz, cephanesiz girilen bir cephe… At dışkısından arpa ayıklandığı günler…
Bu gün Sakarya Destanı’nı yazanın Sakarya Komutanlarına İngiliz Gevuru’ndan daha düşman olmasını, gecelerde sakarya Destanı’nını göz yaşları ile okurken Sakarya’da devleşen Kahraman Komutanlara küfretmek nasıl bir ruh halidir?
Yunan ordusu Anadolu’ya tek başına gelmedi. Arkasında büyük bir emperyal plan vardı. Anadolu’ya giren sadece bir ordu değil, aynı zamanda bir hesap, bir proje ve bir yönlendirmeydi. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği Haçlı İttifakı’nın eğitip donattığı Yunan Ordusu. Biliyor musunuz devrin Yunan Kralı ve Yunan cephe komutanı şimdiki İngiliz Kralı’nın dedeleri…
Ve bu süreçte Türkiye’de manda ve himaye tartışıldı. Bazı çevreler, bu milletin kendi başına ayakta kalamayacağını düşündü. İngiliz Mandası savundular, bazıları hilâfeti İngiltere Krallığı’na devretmeyi dahî teklif etti. Son şeyhülislam İngiliz Muhipleri (Sevenleri) Cemiyeti kurucularından Mustafa Sabri Yunanistan’a kaçtı. Düşünün… Ancak Anadolu’dan yükselen cevap nettir. “Manda ve himaye kabul edilemez, Ya istiklal ya ölüm.”
Bugün İngiliz Pasaportu da olan birileri diyor ya Yunan kalsaydı bunları yapmazdı. Oysa bunu diyenin kitabı var “Türk’ün Kara Kitabı Yunan Mezalimi” diye…
Bugün asıl mesele şudur: İşgal günlerinde kim nerede durdu?
Kim bağımsızlıktan, kadim Türk Devleti’ni kurtarmaktan, yeniden ihya etmekten yana oldu? Kim yabancı himayesine meyletti? Kim milletin iradesine güvendi? Kim bu milleti küçümsedi?
Tarihte tam da sorgulanması gereken ideolojilerimizden, ideolojilerimizin mihenginden önce budur. Bu soruya belge ve bilgiye dayalı cevap bulunursa ideolojilerin ayakları da daha çok yere basar…”
Bugün ise büyük bir çelişki ile karşı karşıyayız. Ülkeyi kurtaranlara “hain” diyen bir dil oluşurken, işgal döneminde farklı pozisyon alanlar “vatansever, dindar, kahraman vs.” olarak sunulabiliyor.
Bu kabul edilemez.
İstanbul’un Kurtuluşu bile, Anadolu’daki Millî mücadelenin sonucudur. Eğer Sakarya’da o hat tutulmasaydı, eğer Büyük Taarruz gerçekleşmeseydi, bugün konuştuğumuz bağımsız Türkiye olur muydu?..
Ta Viyana’dan çekile çekile Sakarya’ya geldik. Orada durduk. Orada döndük.
Bugün de aynı iradeye ihtiyaç var…
Çevremiz ateş çemberi. Kuşatılıyoruz. “Hedefte Türkiye var.” Diyoruz. Ama Millî Birlik için gayret ortaya koymak yerine kamplaştırmaya devam ediyoruz.
Kendimize gelelim.
İngiliz+ABD+İsrail Gevurları tarafından her iki tarafın mezhepçi yezitlerince sürekli ve karşılıklı hasım haline getirilmeye çalışılan soydaş ve dindaşımız İran nasıl bir Millî Birlik ortaya koyuyor. Görelim…
Özetle;
Tarih yazmak, geleceği yazmaktır. Tarihin üstünü bir zümre grup adına örtenler ve Milletimizi kamplaştıranlar gaflet, dalalet hatta ihanet içinde olduklarını bilsinler…



