Musa Has

Musa Has


ÖLÜMDEN İBRET ALMAK

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185) İnsan, hayatın koşuşturması içerisinde çoğu zaman en büyük gerçeği unutur.


ÖLÜMDEN İBRET ALMAK

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185)
İnsan, hayatın koşuşturması içerisinde çoğu zaman en büyük gerçeği unutur.

Her gün birileri dünyaya gelir, birileri bu dünyadan ayrılır. Birileri düğün hazırlığı yaparken, bir başkası cenazesini omuzlarda taşır. Birileri yarın için planlar kurarken, bir başkasının yarınları sona ermiştir.
Fakat bütün bunlara rağmen insan, çoğu zaman sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam eder.

Oysa ölüm, insanın karşısına çıkacak en kesin hakikattir. Ölüm, yaşayanlara verilmiş bir derstir.. Bir cenazeye katıldığımızda aslında sadece vefat eden kişiyi uğurlamayız. Aynı zamanda kendi geleceğimizi de hatırlarız.
Dün aramızda olan, bizimle konuşan, gülen, çalışan ve geleceğe dair planlar yapan bir insan bugün toprağın altındadır. Sahip olduğu mal, makam, şöhret ve dünya meşguliyetleri artık geride kalmıştır.

İşte burada insanın kendisine sorması gerekir:
“Benim sonum ne olacak? Ben bu dünyadan ayrıldığımda arkamda ne bırakacağım?”
Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur:
“Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile.” (Nisâ, 78)

Demek ki insanın ölümden kaçabileceği bir yer yoktur. İnsan dünyada mal kazanmak için çalışabilir. Ev sahibi olabilir, servet biriktirebilir, makam sahibi olabilir. Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir. Asıl tehlike, dünyanın insanın kalbine hâkim olmasıdır..Çünkü insan dünyaya sahip olmak isterken zamanla dünyanın esiri hâline gelebilir.

Kur'an'da şöyle buyurulur:.“Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdır.” (Kehf, 46)
Öyleyse insanın gerçek kazancı, yalnızca bankasında veya evinde biriktirdikleri değildir.
Gerçek kazanç; iyilik, güzel ahlâk, iman, sadaka, faydalı ilim, güzel evlat yetiştirmek ve insanların gönlünde güzel bir iz bırakmaktır. Ölümü hatırlayan insanın kalbi değişir.
Ölümü hatırlamak insanı hayattan koparmak için değil, hayatı doğru yaşatmak için vardır.
Ölümü düşünen insan kul hakkından korkar.
Bir başkasının hakkını yemeden önce düşünür.
Bir insanı kırmadan önce durur. Kibirlenmeden önce sonunu hatırlar. Haksızlık yaparken vicdanının sesini dinler. Çünkü bilir ki bir gün bütün hesapların görüleceği bir gün vardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.” (Tirmizî, Zühd, 4)

Ölümü hatırlamak, dünyadan el etek çekmek anlamına gelmez. Bilakis insanın dünyayı emanet ve imtihan yeri olarak görmesini sağlar.
Keşke demeden önce...
İnsanların çoğu bazı şeylerin değerini kaybettikten sonra anlar.. Bir anne veya babanın kıymetini onları kaybettikten sonra...
Bir dostun değerini araları bozulduktan sonra...Bir kardeşin kıymetini uzaklaştıktan sonra…

Bir insanın değerini onu artık göremediğinde...
Oysa hayat bize her zaman ikinci bir fırsat vermeyebilir.. Bugün gönül almak mümkünse gönül alalım.. Bugün özür dilemek mümkünse özür dileyelim. Bugün bir ihtiyaç sahibine yardım etmek mümkünse yardım edelim.
Bugün tövbe etmek mümkünse tövbemizi yarına bırakmayalım..Çünkü “yarın” dediğimiz şeyin bize ait olduğunun hiçbir garantisi yoktur.

Geride ne bırakacağız? İnsan öldüğünde malı, makamı ve şöhreti geride kalır. Fakat güzel amellerinin etkisi devam edebilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.”
(Müslim, Vasiyyet, 14)

Bu nedenle insanın hayatını sadece “Ne kazandım?” diye değerlendirmesi doğru değildir. Asıl soru şudur:
“Ben bu dünyaya ne kattım?”
Kaç insanın gönlünü kazandım?
Kaç kişinin derdine çare oldum?
Kaç kişiye iyilik yaptım? Benden sonra hangi hayırlı iş devam edecek?

İşte insanın gerçek mirası budur.
Ölümden korkmak mı, ölüme hazırlanmak mı?
Ölümden korkmak insanın fıtratında vardır. Fakat mümin için asıl mesele ölüm korkusunun ötesine geçerek ahirete hazırlanmaktır.
Dünya hayatı geçicidir.

Gençlik geçer. Sağlık geçer..Zenginlik geçer.
Makam geçer. Güzellik geçer. Şöhret geçer.
Fakat insanın yaptığı iyilikler ve kötülükler karşısındaki sorumluluğu baki kalır.

Bu yüzden ölüm bize hayatı küçümsemeyi değil, hayatı anlamlı hâle getirmeyi öğretmelidir.

Bir gün bizim de adımız bir cenaze namazında okunacak..Bir gün bizim de arkamızdan insanlar yürüyecek. Bir gün bizim de dünyadaki bütün işlerimiz sona erecek..O gün geriye sadece yaptıklarımız kalacak..Öyleyse henüz fırsat varken birbirimizin kıymetini bilelim.
Kırdığımız gönülleri onaralım. Haksızlık ettiysek telafi edelim. Tövbe edelim. İyilik yapalım.
Yetimin, yoksulun, mazlumun yanında olalım.
İnsanların hayatına yük değil, iyilik ve güzellik bırakan insanlar olalım. Çünkü ölüm, hayatın karşıtı değil; hayatın hesabının başlayacağı kapıdır.