Münafıklık ve Riyakarlık Artık Meskek Haline Geldi
Toplumların manevi dokusunu içten içe kemiren en tehlikeli ahlaki hastalıkların başında münafıklık (ikiyüzlülük) ve riyakârlık (gösterişçilik) gelir.
Bu kavramlar, tarihin her döneminde bireysel bir erdem noksanlığı olarak görülmüşse de günümüz dünyasında ürpertici bir boyuta ulaşmış; ne yazık ki kişisel çıkarların, sosyal statünün ve kurumsal kazançların anahtarı sayılan adeta "kurumsallaşmış bir meslek" ve kabul gören bir hayat tarzı haline gelmiştir.
Samimiyetin tamamen ortadan kalktığı ve riyakarlığın ise doruğa çıktığı bir zaman dilimindeyiz. Bunu sosyal hayatın her ortamında görmek artık adet haline geldi.
Riyakârlık, özü ve sözü bir olmama halidir. Bir davranışı, Allah’ın rızasını veya bir hakikati gözeterek değil; başkalarına şirin görünmek, takdir toplamak, itibar kazanmak ya da menfaat elde etmek amacıyla icra etmektir.
Münafıklık, dini ve ahlaki tabirle, inandığı gibi yaşamamak değil, yaşadığı gibi inanmaya başlamak ve kalbinde olmayan bir değeri dilinde veya davranışlarında pazarlamaktır. İçteki karanlığı, dıştaki sahte bir aydınlıkla örtme çabasıdır.
İslam ahlak literatüründe riya, "gizli şirk" olarak nitelendirilir. Çünkü riyakâr insan, görünürde ulvi değerleri veya ilahi emirleri tazim ediyor gibi yaparken, gerçekte muhatap aldığı güç merkezlerine (insanlara, makamlara, kitlelere) tapınmaktadır.
Eski dönemlerde bir ayıp, utanılacak bir vasıf veya saklanmaya çalışılan bir kusur olan ikiyüzlülük; modern tüketim toplumunda ve güç odaklı ilişkiler ağında bir yetkinlik (kompetans) olarak sunulmaktadır.
İnsanlar bulundukları ortama, muhatap oldukları kişilerin makamına ve alacakları çıkarın büyüklüğüne göre anında renk değiştirebilen birer "politik aktör" haline gelmiştir.
Özelikle sosyal medya ve gösteriş kültürümüz hepimizi az veya çok etkilemiş, yaşadığı hayatı değil, görünmek istediği hayatı sergileme yarışı, riyakârlığı kitlesel bir sanata dönüştürmüştür.
İyilik, yardım, ibadet ve ahlaki erdemler dahi kameraların önünde birer "içerik" ve itibar malzemesi olarak tüketilmektedir.
İş ve sosyal hayatta işini iyi yapmak (ehliyet ve liyakat) yerine; üstlerine duymak istediklerini söyleyen, her duruma uyum sağlayan ve çıkarına göre rol kesen kişilerin ön plana çıkması, münafıklığı toplum nezdinde "geçim kaynağı" haline getirmiştir.
Kutsal metinler ve ahlaki öğretiler, münafıklığı ve riyayı en sert dille telin eder. Kur'an-ı Kerim’de münafıkların durumu anlatılırken onların ibadetlerinde bile bir gösteriş ve tembellik olduğu vurgulanır: "Şüphesiz münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar; oysa Allah onların bu çabalarını başlarına geçirir. Namaza kalktıklarında isteksizce kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı çok az anarlar." (Nisâ Suresi, 142)
Hazreti Peygamber (s.a.v.) ise münafıklığın pratik hayattaki göstergelerini net bir şekilde ifade ederek ahlaki bir ölçü koymuştur:
Bunlar ise; Konuştuğunda yalan söyler. Söz verdiğinde sözünde durmaz..Kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.
Husumet ettiğinde (anlaşmazlığa düştüğünde) sınır tanımaz, haksızlık yapar. Bu ölçütler incelendiğinde, günümüz profesyonel ve sosyal hayatındaki "meslekleşmiş münafıklık" modellerinin bu dört ilkeyi ne kadar sık ihlal ettiği açıkça görülmektedir.
Riyakârlığın egemen olduğu bir toplumda güven duygusu tamamen yok olur. Herkesin birbirine bir "maske" arkasından baktığı, dürüstlüğün "safdillik", samimiyetin ise "zayıflık" olarak görüldüğü bir yapıda toplumsal konsensüs ve huzur inşa edilemez. Sözün kıymeti düşer, yeminler değersizleşir ve emanet ehil olmayan ellerde heder olur.
Münafıklık ve riyakârlık virüsünün panzehiri dini literatürde iki temel kavramla ifade edilir: Sıdk (Doğruluk) ve İhlas (Samimiyet).
İhlas: Yaptığı her işi, söylediği her sözü sırf hakkın ve hakikatin hatırı için yapmaktır. İnsanın, başkalarının övgüsüne veya sövgüsüne bakmaksızın doğru olanı ikame etmesidir.
Sıdk: İnsanın içi ile dışının, gizlisi ile açıkta olanının aynı olmasıdır. Kendini olduğundan farklı göstermeme cesaretidir.
Riyanın ve ikiyüzlülüğün itibar gördüğü, bir yaşam ve kazanç biçimine dönüştüğü çağımızda en büyük erdem; makam, çıkar veya takdir ne olursa olsun "olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmaktır." İnsanı alçaltan şey garibanlık veya başarısızlık değil; ikiyüzlülükle elde edilmiş sahte başarılar ve makamlardır. Kendini ıslah etmeyen, iç dünyasını dürüstlükle inşa etmeyen bireylerin toplumda adalet ve ahlak tesis etmesi imkânsızdır.



