Halil Mert


İRAN’IN ZAFERİ, TÜRK KİMLİĞİ VE TÜRK DÜNYASI’NDA, İSLÂM ALEMİ’NDE MEZHEPÇİLİK KISKACI

Tarih çarpıtılıyor, Türk Varlığı parçalanıyor, İslam Dünyası mezhepçilik üzerinden zayıflatılıyor. Çözüm ise nettir: Kimlikte, Dilde ve Stratejide Birlik.


İRAN’IN ZAFERİ, TÜRK KİMLİĞİ VE TÜRK DÜNYASI’NDA, İSLÂM ALEMİ’NDE MEZHEPÇİLİK KISKACI

Tarih çarpıtılıyor, Türk Varlığı parçalanıyor, İslam Dünyası mezhepçilik üzerinden zayıflatılıyor. 
Çözüm ise nettir: Kimlikte, Dilde ve Stratejide Birlik.

Tarihsel Gerçeklik: İran’da Türk Hâkimiyeti…
İran konuşulurken yıllardır aynı kalıp tekrar ediliyor: Büyük Pers Medeniyeti. Ancak bu anlatı, tarihsel gerçekliği tam olarak yansıtmıyor. Persler tarihin bir parçasıdır fakat süre olarak baktığımızda sınırlı bir dönemden söz ediyoruz. 
Buna karşılık son bin yılda İran Coğrafyasına yön veren asıl güç Türkler olmuştur. Selçuklular, İlhanlılar, Safevîler, Afşarlar ve Kaçarlar gibi devletler bu gerçeğin açık göstergesidir. Buna rağmen bugün hem dünyada hem de ne yazık ki Türkiye’de bu gerçek neredeyse yok sayılmaktadır. 
Türk televizyonunda İngiliz Gevuru’nun Fars Irkçısı İran Şahı’na öğrettiğini hala dile getirmek ne büyük cehalettir. Şah İran’da devrildi, Türkiye’de yaşıyor.

Demografik Parçalama: Türk Kimliğinin Dağıtılması
İran’daki demografik yapı da benzer şekilde çarpıtılmaktadır. Orada nüfusun en az %54’ü Türk’tür. Ancak bu nüfus bilinçli olarak Azeri, Türkmen, Kaşkay, Kazak, Kaçar, Avşar gibi farklı başlıklar altında parçalanmaktadır. Böylece aslında büyük bir kitle olan Türk Varlığı küçük ve etkisiz azınlıklar gibi gösterilmektedir. Aynı yöntemi Afganistan’da da görüyoruz. Hazara, Özbek, Türkmen, Kırgız ve Kazak gibi ayrımlar yapılmakta; sonuçta Türk kökenli topluluklar çoğunluk olabilecek güçteyken parçalanarak etkisiz hale getirilmektedir.
İran’da ve Afganistan’da hepsini TÜRK KİMLİĞİ ile adlandırmak şarttır.

Algı Operasyonu: “Pers Mirası” Söylemi…
Bu çarpıtmanın bir diğer ayağı medya ve akademi üzerinden yürütülen söylemdir. Sürekli tekrar edilen “Pers Mirası” vurgusu, Türklerin bin yıllık belirleyici rolünü görünmez kılarken zihinlerde tek taraflı bir medeniyet algısı inşa etmektedir. Oysa tarihi belirleyen yalnızca geçmiş değil, sürekliliktir ve bu süreklilikte Türk Unsuru belirleyicidir. Ek olarak Farslar ve Kürtlerin paylaşamadığı Medler’in de Türk/Turànî olduğu konusunda kitaplar da çıkmaktadır.

İran’da Yeni Dönem: Türk Kimliğinin Yükselişi…
Bugün İran’da Türk kimliğini açıkça ifade eden bir siyasi iradenin varlığı dikkat çekicidir. İran Cumhurbaşkanı Mesut PEZEŞKİYAN’ın Türkçe konuşmaya özen gösteren ve bu kimliği sahiplenen yaklaşımı, özellikle Türkçenin Farsçayla birlikte resmî dil haline gelmesini amaçlaması İran’daki Türk Varlığı açısından tarihi bir atak, eşik anlamına gelebilir. Buna rağmen bu gelişmenin Türkiye’de yeterince gündem yapılmaması ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

Bölgesel Refleksler: Türk Dünyası Nerede Duruyor?..
İran’ın zor dönemlerinde Azerbaycan, Türkmenistan ve Tacikistan gibi ülkelerin destek vermesi, buna karşılık Türkiye’nin daha temkinli bir duruş sergilemesi dikkat çekicidir. Bu durum, Türk Dünyası reflekslerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Türkiye yeniden şekillenen dünyada komşuları, soydaşları ve dindaşları ile yakınlığını her anlamda pekiştirmek zorundadır.  
Aynı şekilde geçmişte Azerbaycan’a yöneltilen İsrail’ci gibi ithamların, kriz anlarında ortaya çıkan gerçek tutumlarla birlikte anlamını yitirdiği de görülmektedir.

Gazze Meselesi: Tek Taraflı Sorgulama Yanlışı.
Gazze üzerinden yürüyen tartışmalar meselenin bir başka boyutunu ortaya koymaktadır. “İran ne yaptı?” sorusu sıkça sorulurken, aynı sorunun diğer İslam Ülkeleri için sorulmaması dikkat çekicidir. Oysa bugün ortaya çıkan tablo, yalnızca bir ülkenin değil, bütün bir İslam Dünyası’nın dağınıklığını ve etkisizliğini göstermektedir.

Dinin İstismarı ve Vicdan Krizi…
Gazze’de hayatını kaybeden çocuklar üzerinden yapılan bazı sözde dini yorumlar ise kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Çocuk katliamlarını meşrulaştıran, bunu kader ya da şehitlik ödülü gibi sunan yaklaşımlar ne İslam’ın temel ilkeleriyle ne de insanlık vicdanıyla bağdaşır. Bu söylemler, dini bir teselli dili değil, açık bir istismar ve yozlaşmadır. İsrail çocukları büyüyünce bana düşman olacaklar, benimle savaşacaklar diye öldürüyor. Bu hoca kılıklı adamlar da “Ölmeselerdi, günahkâr olurlardı, Şii olurlardı.” diyor. Yani tamda İsrail’in istediğini söylüyorlar. Bu kabul edilebilir mi? Üstelik bu tür ifadeler karşısında Diyanet, Savcılık, Adalet Bakanlığı gibi devlet organlarının gerekli kurumsal reflekslerinin ortaya konulamaması, önlem almak bir yana üç maymunu oynamaları da ayrıca düşündürücüdür. Bu adamlar hem Yüce Dinimizi hem de Millî Şuur ve terbiyemizi zayıflatmaktadırlar.

Mezhepçilik: Stratejik Bir Kırılma…
Bütün bu gelişmelerin ortasında asıl görülmesi gereken büyük tablo şudur: Türk Dünyası parçalanmakta, İslam Âlemi ise mezhep temelli ayrışmalar üzerinden zayıflatılmaktadır. Şii-Sünni ayrımı üzerinden derinleşen bu bölünme, sadece dini değil aynı zamanda stratejik bir kırılma üretmektedir. Oysa ihtiyaç duyulan şey açıktır. Bu coğrafyada farklılıklar üzerinden değil, ortak değerler üzerinden bir birlik anlayışı inşa edilmelidir.

Yeni Vizyon: Genişleyen Türk Dünyası…
Türk Devletleri Teşkilatı önemli bir adımdır ancak bu yapı daha kapsayıcı bir perspektifle ele alınmalıdır. İran, Pakistan ve Moğolistan gibi ülkelerin bu yapıya dahil edilmesi; Japonya, Kore, Afganistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna, Irak, yemen, Mısır, Libya, Rusya, Finlandiya ve Estonya gibi tarihsel ve kültürel bağların bulunduğu ülkelerle daha geniş iş birliği zeminlerinin oluşturulması, yalnızca kültürel değil aynı zamanda stratejik bir derinlik sağlayacaktır.

Sonuç: Üç Temel Gerçek, Üç Temel Çözüm…
Sonuç olarak karşımızda üç temel gerçek bulunmaktadır: tarih sistemli biçimde çarpıtılmakta, demografik yapı bilinçli şekilde parçalanmakta ve algı yönetimiyle zihinler yönlendirilmektedir. 
Bu tablo karşısında verilecek cevap ise nettir: 
KİMLİKTE BİRLİK, DİLDE/SÖZDE BİRLİK VE STRATEJİDE BİRLİK. 
Türk Dünyası ve İslam Âlemi ancak bu üç temel üzerine inşa edilecek bir bilinçle geleceğini güvence altına alabilir.