Musa Has

Musa Has


İnsandaki Vicdan Terazisi Bozulursa O İnsan Topluma Zehir Olur

​Toplumları ayakta tutan görünmez sütunlar vardır; kanunlar, gelenekler, kurallar ve yazılı olmayan normlar.


İnsandaki Vicdan Terazisi Bozulursa O İnsan Topluma Zehir Olur

​Toplumları ayakta tutan görünmez sütunlar vardır; kanunlar, gelenekler, kurallar ve yazılı olmayan normlar. Ancak tüm bunların ötesinde, bireyin iç dünyasını denetleyen ve ona doğru ile yanlışı fısıldayan en temel mekanizma vicdandır. Vicdan, insanın eylemlerini tarttığı, ahlaki iç pusulası ve öz denetim mekanizmasıdır. Bu terazi doğru tarttığı sürece birey hem kendisiyle hem de çevresiyle barış içinde yaşar. Ancak vicdan terazisinin ayarı bir kez bozulduğunda, o insan sadece kendi iç huzurunu kaybetmekle kalmaz; çevresine, yakınlarına ve nihayetinde tüm topluma yayılan bir "zehir" haline gelir.

​Vicdan, insanı yalnızca suç işlemekten alıkoyan pasif bir duygu değil; empati kurmasını, adalet hissi taşımasını ve başkalarının acısını hissedebilmesini sağlayan aktif bir değerdir. Vicdan terazisinin bozulması genellikle bir anda gerçekleşmez. Küçük bencilce tercihler, günden güne meşrulaştırılan haksızlıklar ve "herkes yapıyor" düşüncesiyle kanıksanan etik dışı davranışlar bu terazinin kefelerini aşındırır.

​Bir insanda vicdan duygusu zayıfladığında veya tamamen köreldiğinde, şu tehlikeli dönüşümler baş gösterir:
​Empati Yitimi: Başkalarının acılarına, mağduriyetlerine ve hak ihlallerine karşı tam bir duyarsızlaşma başlar.
​Ahlaki Esneklik (Rasyonalizasyon): Kişi, yaptığı her türlü kötülüğü, kural ihlalini veya haksızlığı mantıklı bir gerekçeye bürümekte ustalaşır.
​Sorumluluk Reddi: Hatalar ve zararlar için sürekli başkalarını suçlama eğilimi doğar.

​Vicdanı bozulan bir bireyin topluma yaydığı zehir, hayatın her alanında farklı tezahürler gösterir. Bunun en belirgin özelliğinden birisi ​güven bağlarının kopmasıdır. 

Bir toplumun en büyük sermayesi "güven"dir. Vicdan terazisi şaşmış bireyler; sözlerini tutmayarak, yalanı sıradanlaştırarak ve çıkarları uğruna başkalarını harcayarak toplumsal güveni kökünden sarsar. Özrllikle iş hayatında, siyasette veya gündelik ilişkilerde vicdansızca hareket edenler; liyakati yok eder, kul hakkını gözetmez ve haksız kazancı hak gibi görür. Bu durum, dürüst insanların adalet sistemine ve toplumsaldüzene olan inancını kırar.

​Vicdanı körelmiş kişilerin cezasız kalması ya da eylemlerinden pişmanlık duymaması, toplumda "kötülük virüsü" gibi yayılır. İnsanlar kendilerini korumak için benzer acımasız yöntemleri benimsemeye başlar; böylece toplum yavaş yavaş yozlaşır. Dünyayı kasıp kavuran kötülükler, genellikle kötülerin hırsından değil, vicdanını kaybetmiş insanların duyarsızlığından beslenir.

​Kanunlar ve polisiye tedbirlerle bir toplumda düzeni bir noktaya kadar sağlayabilirsiniz. Ancak her insanın başına bir kolluk kuvveti dikmek imkânsızdır. Asıl kolluk kuvveti, insanın kendi içindeki vicdandır. Vicdan terazisini kaybetmiş insan, kanunların boşluklarını bulmakta son derece yeteneklidir; bu yüzden sadece yasalara uymak yetmez, ahlaki bir öz denetime ihtiyaç vardır.

​Toplumu bu zehirden korumanın tek yolu, çocukluktan itibaren vicdanı, empatiyi ve adaleti birer temel değer olarak işleyebilmektir. Başkalarının hakkına saygı duymayı, acısını hissetmeyi ve dürüstlüğü yaşam biçimi haline getirmeyi başaramayan toplumlar; maddi olarak ne kadar gelişirse gelişsin, ruhen ve ahlaken çökmeye mahkûmdur.

​Sonuç olarak denilebilir ki; vicdan bir insanın en yüksek mahkemesidir. Bu mahkemenin hakimi rüşvet kabul etmeye başladığında veya terazi dengesini kaybettiğinde, o insandan topluma fayda gelmez. Vicdanını kaybeden insan; hırsının, çıkarının ve bencilliğinin esiri olarak çevresine sürekli zarar üretir. Toplumsal huzurun, huzurlu bir geleceğin ve insan kalabilmenin yegâne şartı; içimizdeki o hassas terazinin ayarını her ne pahasına olursa olsun korumaktır.