Musa Has

Musa Has


Her Doğruyu Konuşmak Doğru mudur?

"Her konuştuğun doğru olmalı, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir" sözü aslında önemli bir kaideyi bize hatırlarmaktadır.


Her Doğruyu Konuşmak Doğru mudur?

"Her konuştuğun doğru olmalı, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir" sözü aslında önemli bir kaideyi bize hatırlarmaktadır. Çünkü bu sözün derinliğini, etik, psikolojik ve toplumsal boyutlardaki nedenlerini iyi analiz etmemiz gerekir.

​Hakikatin, doğruluğun ortaya konması bir nezaketi gerektiri. Bu yüzden doğruluk ile basiret arasındaki ince bir çizgi vardır.
​İnsan ilişkilerinin, toplumsal huzurun ve bireysel olgunluğun temelinde iletişim yatar.

Sözlü iletişimde dürüstlük en yüce erdemlerden biri kabul edilir. Ancak Doğu ve Batı felsefesinden gündelik yaşam pratiklerine kadar uzanan kadim bir hakikat vardır: "Her konuştuğun doğru olmalı, fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir."
​İlk bakışta bir çelişki gibi görünen bu ilke, aslında dürüstlüğün patolojik bir yıkıcılığa dönüşmesini engelleyen, basiret ve merhamet süzgecidir. Hakikati savunmak kadar, hakikatin nasıl, ne zaman ve kime söyleneceğini bilmek de insanî bir sorumluluktur.

​Konuştuğun mutlaka doğru olmalıdır. Çünkü bu ahlaki bir omurgayı temsil eder. Yalan; güveni zedeleyen, ilişkilerin zeminini çürüten ve bireyin kendi zihnindeki gerçeklik algısını bozan bir virüstür. İnsan, söylediği her sözde gerçeğe sadık kalmalıdır.

​Ahlaki duruşun temeli, yanıltmamak ve aldatmamaktır. Doğruyu söylemek; bireysel dürüstlüğün (dürüst kimlik) ve toplumsal güvenin (adalet) en sarsılmaz sütunudur. Söylenen bir şey varsa, o mutlaka hakikate dayanmalıdır.

​Her doğrunun her yerde söylenmemesi konusuna gelince; dürüstlüğün zamanlama, mekân ve niyet ile olgunlaştırılmasıdır. Bir bilginin doğru olması, onun her an ve her koşulda bodoslama dile getirilmesini haklı çıkarmaz. Burada devreye şu temel faktörler girer:

Bazen ​zamanlama önemli bir durumu gerektirir. Mesala ağır bir hastalık teşhisi alan veya büyük bir kayıp yaşayan bir insana, o an duymaya hazır olmadığı başka bir sert gerçeği pat diye söylemek dürüstlük değil, duyarsızlıktır.

Hakikatin de bir beslenme saati ve sindirilme süreci vardır. ​Merhamet ile fayda ilkeleri iyi analiz edilmelidir. Söylenecek doğru; bir iyileşmeye, adaletin tecellisine mi hizmet edecek, yoksa sadece yıkıma, dedikoduya veya gereksiz bir kaosa mı sebep olacak? Bu durum iyi hesap edilmeli, faydasız ve yıkıcı doğrunun, bazen gizli bir ego veya acımasızlık barındırabileceği düşünülmelidir.

​Bir insanın geçmişte yaptığı bir hata veya özel hayatına dair bir durum "doğru" (gerçek) olabilir. Ancak bunu başkalarının yanında dile getirmek dürüstlük değil, mahremiyeti ihlal ve gıybettir. 

​Doğruluk ile "Patolojik Açık Sözlülük" arasındaki farkı iyi bilmek önemli bir kaidedir..​Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız "Ben için dışı bir insanım, doğruyu söyler geçerim" anlayışı, çoğunlukla ne nezaketle ne de erdemle bağdaşır. Bu durum felsefede ve psikolojide zaman zaman patolojik açık sözlülük veya empati yoksunluğu olarak adlandırılır.

​Ahlaki olgunluktaki ölçü: "Bu bilgi doğru mu?" sorusundan sonra şu iki soruyu da sorabilmektir: ​"Bu doğruyu söylemenin tam şu an zamanı ve yeri mi?" ​"Bu doğruyu söylerken amacım iyileştirmek mi, yoksa kırmak/üstünlük kurmak mı?"

​Evet, gerçek dürüstlük, sadece yalan söylememek değildir; gerçeği bir silah gibi değil, bir şifa gibi kullanabilmektir. ​Her konuştuğumuz doğru olmalı; zira yalan ruhu lekelemektir. Ancak her doğruyu her zaman söylememeliyiz; zira zamanlaması ve üslubu yanlış olan bir doğru, bazen en büyük yalandan daha fazla zarar verebilir.

Hakikate hürmet etmek, onu muhatabının kalbine ve zihnine nezaketle yerleştirecek basirete sahip olmaktır.