Musa Has

Musa Has


Dostu Uzaklaştırmanın ve Düşmanı Yakınlaştırmanın Neticesi Düşmektir

​Tarih, sadece krallıkların, imparatorlukların ve yönetimlerin yükselişini değil; aynı zamanda basiretsizlik, yanlış ittifaklar ve liyakat kaybı yüzünden çöküşe sürüklenen yapıların hazin hikâyelerini kaydeder.


Dostu Uzaklaştırmanın ve Düşmanı Yakınlaştırmanın Neticesi Düşmektir

​Tarih, sadece krallıkların, imparatorlukların ve yönetimlerin yükselişini değil; aynı zamanda basiretsizlik, yanlış ittifaklar ve liyakat kaybı yüzünden çöküşe sürüklenen yapıların hazin hikâyelerini kaydeder.

Abbasî Devleti’nin kuruluşunda kilit rol oynayan Eba Müslim Horasani’ye atfedilen söz, siyaset bilimi, sosyoloji ve yönetim etiği açısından zamansız bir uyarı niteliğindedir:

Ebu Mülim Horsani ;​“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince de, yıkılmaları mukadder oldu.”

​Bu tahlil, Horasani’nin veciz ifadesinden yola çıkarak, dost ve düşman algısındaki stratejik sapmaların hem tarihsel hem de toplumsal ve kurumsal düzeydeki yıkıcı sonuçlarını incelemektedir.

​Güvenin istismarı ve dostların ihmali her zaman ​iktidarın veya yönetim erkini elinde tutan yapıların en sık düştüğü yanılgılardan biri olmuştur.

Sadık dostların ve samimi destekçilerin "zaten elde olduğu" algısıdır. "Zarar vermeyeceklerinden emin olunan" bu kesim, kırılmayacakları, küsmeyecekleri ve her koşulda sadık kalacakları varsayımıyla ihmal edilir. ​Ancak adalet ve vefa duygusunun zedelendiği bir ortamda sadakat sonsuz değildir. İhmal edilen, dinlenmeyen, fikirleri göz ardı edilen dostlar; zamanla kırgınlığa, kırgınlıktan küskünlüğe ve nihayetinde yabancılaşmaya itilir. 

Eba Müslim’in belirttiği gibi: Uzaklaştırılan dost, en nihayetinde en tecrübeli ve tehlikeli düşmana dönüşür. Çünkü o, sistemin zayıf yönlerini, mahremini ve iç mekanizmasını en iyi bilen kişidir.

​Düşmanı ehlileştirme hüsnüzanı ve stratejik körlük ise, ​yönetimlerin ikinci büyük hatası, muhalif veya düşman unsurları lütuf, imtiyaz ya da makam vererek "kazanabileceği" illüzyonudur. Düşmanı yakınlaştırmak ve ona alan açmak, dışarıdan bakıldığında kuşatıcı bir strateji gibi görünse de; ilkeli bir zemine dayanmadığında stratejik bir körlüğe dönüşür.

​Niyetinde samimiyet olmayan, çıkarları gereği yakınlaşan düşman; imtiyaz elde ettikçe dostlaşmaz, aksine içeriden mevzi kazanır. Yakınlaştırılan düşmanın devlete veya kuruma duyduğu sadakat geçicidir; elde ettiği gücü, ilk fırsatta yıkımı hızlandırmak için kullanır.

​Çöküşü hızlandıran faktörlerin başı ise, fasık, mülhid ve muhterislerin kuşatması olarak görülür. ​Eba Müslim Horasani’nin tahlilini tamamlayan en kritik nokta, dost kazanma ve düşmanı azaltma gayretinin liyakat ve ahlak süzgecinden geçirilmeden yapılması durumunda ortaya çıkan tablodur.

​Kurtuluş reçetesi teoride basittir: Dostları çoğaltmak, düşmanları azaltmak. Ancak pratikte dost diye içeri alınan kadroların niteliği, kaderi belirler:

​İki yüzlüler ve muhterisler, sadece kişisel menfaatlerini düşünen, makam ve nüfuz hırsıyla hareket ederek, yönetimin duymak istediğini söyler; gerçekleri gizler.

​Müfsid (Bozguncu) zihniyet, dürüst, liyakatli ve yapıcı insanları sistemin dışına iter. İyilerin kovulduğu, nitelikli insanların merkeze yaklaştırılmadığı bir yapıda, kurumsal akıl ve ahlak çöker.

​Sistem, iyileri ve doğruları dışlayıp nifak tohumları eken muhterisleri bünyesine topladığında; içeriden çürümeye başlar ve kaçınılmaz son, yıkılışın mukadder olması artık kesin hale gelmiştir.

​Uzaklaştırılan kırgın dostlar ile fırsat kollayan covert (gizli) düşmanlar aynı safta birleştiğinde, yıkılış artık bir ihtimal değil, tarihî bir zorunluluk haline gelir. İçerideki çürüme ile dışarıdaki birleşmiş cephe karşı karşıya geldiğinde, direnç noktaları çöker.

​Eba Müslim Horasani’nin bu tarihi tahlili; devlet yönetimlerinden şirket organizasyonlarına, sivil toplum kuruluşlarından kişisel ilişkilere kadar geniş bir yelpazede geçerliliğini korumaktadır:

​Vefa ve adalet esastır. Gerçek dostlar ve samimi emek verenler asıl dayanak noktasıdır; asla ihmal edilmemelidir. Bu yüzden, ​liyakat süzgeci şarttır. Kapsayıcı olmak adına ahlaki ve fikri çürümeye yol açacak, muhteris ve iki yüzlü figürlere alan açılmamalıdır.

​Düşmanlık içi boş tavizlerle bitmez. Samimiyetsiz ve ilkesiz yakınlaşmalar, dost kazandırmaz; aksine kaleyi içeriden fethettirir.

​Sonuç olarak denilebilir ki; ​tarih, dostlarını yük görüp düşmanlarına paye verenlerin hazin sonlarıyla doludur. Bir yapının bekası; sadakati istismar etmemekten, samimiyet ile ikiyüzlülüğü tefrik edebilmekten ve iyileri merkeze alıp liyakati hakim kılmaktan geçer. Aksi takdirde, her seviyedeki yönetim için yıkılmak "mukadder" bir akıbet olmaya devam edecektir.