Tevazu ve Alçakgönüllülük Üzerine
Hayat, göz açıp kapayıncaya kadar geçen, hırsın, kaprisin ve bitmek bilmeyen kavgaların uğruna harcanamayacak kadar kısa bir yoldur.
İnsanoğlu, eline geçirdiği geçici güç, makam veya servet karşısında sıklıkla bir yanılgıya düşer; sahip olduklarını kendi mutlak gücünün birer eseri zannederek kibir kulesine tırmanır.
Oysa toprak, kendisini dağ zanneden nice gururlu bedeni sessizce yutmuş, zaman ise zenginliğiyle övünenlerin adını bile silmiştir.
Yüce Yaradan, insanın kibirlenmesini ve dünyada böbürlenerek yürümesini kesin bir dille yasaklamış, tevazu sahibi kullarını övmüştür. Kur'an-ı Kerim'de bu durum pek çok ayetle hatırlatılır:
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin.” (İsrâ Suresi, 37) Bu ayet, insanın fiziki ve maddi sınırlarını hatırlatarak kibir abidesi olmanın hırsını ve anlamsızlığını gözler önüne serer.
Mütevazı kulların vasfına gelince; “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeden) ‘Selam!’ derler (geçerler).” (Furkan Suresi, 63) Gerçek olgunluk, cahillere ve gururlulara aynı dille karşılık vermek değil, sükûnet ve alçakgönüllülüğü korumaktır.
Karun örneği ve mal hırsının bize nelere malolduğunu anlmak için, Evet, zenginliğiyle şımaran ve bunu kendi bilgisine bağlayan Karun’a kavmi şöyle nasihat etmişti: “Şımarma! Kesinlikle Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas Suresi, 76) Ancak kibri yüzünden sonu hüsran olan Karun, malıyla mülküyle birlikte yerin dibine batırılmıştır.
Hadis-i Şeriflerde Kibir ve Tevazu
Hz. Muhammed (s.a.v.), kalbinde zerre kadar kibir olan kişinin huzur bulamayacağını bildirmiş ve tevazuyu her zaman bizzat hayatıyla örneklemiştir:
Kibrli olmanın akıbeti ise; “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.” (Müslim, Îmân, 147) Bu uyarı, kibrin ruhu ne denli zehirlediğini ve insanı ilahi rahmetten uzaklaştırdığını gösterir.
Alçalanı yücelten Allah’tır: “Kim Allah için bir derece tevazu gösterirse, Allah onu bir derece yükseltir. Kim de Allah'a karşı büyüklük taslarsa, Allah onu bir derece alçaltır.” (Tirmizî, Birr, 82) Gerçek izzet ve şeref, makam koltuklarında veya unvanlarda değil, Allah rızası için takınılan alçakgönüllülüktedir.
Medeniyetimizin köklerinde, makamın ve varlığın geçiciliğini anlatan hikmetli sözler, bu gerçeği en duru haliyle özetler:
Yunus Emre: "Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan, biraz da sen oyalan." Yunus, insanın elindeki geçici imkânlara aldanmamasını, dünyanın bir misafirhane olduğunu en güzel şekilde dile getirir.
Hz. Mevlana: "Toprak gibi mütevazı ol, başkalarına çiçek açtır." İnsanın asıl değerinin başkalarına tahakküm etmekle değil, onlara faydalı olmakla ve huşu içinde yaşamakla ölçüleceğini vurgular.
Şeyh Edebali: "Güçlü tevazulu ol, zayıf olduğunda sabırlı ol." Liderliğin ve gücün en büyük süsünün kibir değil, hoşgörü ve alçakgönüllülük olduğunu hatırlatır.
Sonuç: Hayatın Gerçeğiyle Yüzleşmek
Makama, paraya veya unvana aldanıp gururlanmak; rüzgara karşı kumdan kale yapmaktan farksızdır. Bugün en yüksek koltuklarda oturanlar, en büyük servetlere hükmedenler yarın aynı toprağın bağrında misafir olacaklar.
Zaman az, ömür kısa ve bu geçici dünya kimseye kalmıyor. Kavgaya, nizaya, kırgınlıklara ve en önemlisi insanı tüketen kibre harcanacak bir saniyemiz bile yok. Ne mutlu, arkasında bir avuç toprakla birlikte "güzel bir ahlak ve samimi bir tevazu ve hoş bir sada bırakanlara.