ÖLÜLERİN DİRİLERDEN HABERİ VAR MIDIR?
İnsan için ölüm, hayatın sona ermesi değil, dünya hayatından berzah ve âhiret hayatına geçiştir. Kur’an-ı Kerîm ve sünnette bildirildiği üzere insan öldükten sonra tamamen yok olmaz; ruhu için yeni bir hayat dönemi başlar. Bu sebeple İslâm âlimleri, “Ölülerin dirilerden haberi var mıdır?” meselesini kabir ve berzah hayatı çerçevesinde ele almışlardır.
Ölümden sonra hayat vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar Rableri katında diridirler, Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerle sevinç içindedirler.”
(Âl-i İmrân, 3/169-170)
Bu ayet, özellikle şehitlerin Allah katında kendilerine mahsus bir hayat sürdüklerini göstermektedir. Genel olarak da ölümün insanın tamamen yok olması anlamına gelmediğini, ölümden sonra berzah hayatının bulunduğunu biliyoruz.
Kur’an’da: “Onların önünde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”
(Mü’minûn, 23/100) buyurulmaktadır.
Dolayısıyla ölüm, dünya hayatından başka bir hayat safhasına geçiştir.
Peygamberimizin ölülerle ilgili uygulamaları
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kabristana gittiğinde kabir ehline selâm verdiği sahih hadislerle sabittir. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Selâm size ey müminler diyarının sakinleri! İnşallah biz de size katılacağız.” (Müslim, Cenâiz, 102)
Burada dikkat çekici olan nokta, Peygamberimizin kabir ehline doğrudan hitap ederek selâm vermesidir. Yine Bedir Savaşı’ndan sonra öldürülen müşriklerin cesetlerinin bulunduğu kuyu başında onlara hitap etmiş, sahâbîler bunun üzerine şaşırınca Hz. Peygamber onların kendisini işittiklerini bildirmiştir. Bu olay Buhârî ve Müslim’de rivayet edilmiştir.
Bu hadislerden hareketle birçok İslâm âlimi, ölülerin Allah’ın izin verdiği ölçüde bazı şeyleri işitebileceğini ve kendilerine yapılan selâm ile dualardan haberdar olabileceklerini kabul etmiştir. Peki ölüler yaşayanların hâllerini bilir mi? Bu konuda kesin olarak “Her ölü, her şeyi bilir ve dünyada olup biten her olaydan haberdardır.” demek doğru değildir.
Ancak bazı hadis rivayetleri ve İslâm âlimlerinin açıklamaları, ölülerin Allah’ın izin verdiği ölçüde yaşayanların bazı hâllerinden haberdar olabileceğine işaret etmektedir.
Bazı hadislerden hareketle, ölülerin hayatta olanların hâllerinden Allah’ın izin verdiği ölçüde haberdar olabilecekleri ifade edilmiştir.
Bazı rivayetlerde yaşayan insanların yaptıkları amellerin ölmüş yakınlarına gösterileceği, güzel amellerinden onların sevineceği, kötü amellerinden ise üzüleceği aktarılmıştır. Ancak bu rivayetin sıhhati konusunda hadis âlimleri arasında değerlendirmeler bulunduğunu da belirtmek gerekir.
Bu nedenle en dengeli ifade şudur:
Ölülerin dirilerden haberdar olması mümkündür; fakat bunun nasıl, ne ölçüde ve kimler için gerçekleştiği gayb alanına girer ve Allah’ın dilemesine bağlıdır.
Kabir ziyareti neden yapılır? Kabir ziyaretinin önemli amaçlarından biri, hem dirilerin ölümü hatırlaması hem de kabir ehline dua etmektir.
Peygamber Efendimiz kabir ziyaretini teşvik etmiş ve kabirlerin insanlara ölümü hatırlattığını bildirmiştir. Bu sebeple kabir ziyaretinde:
Selâm vermek, Ölü için dua etmek, Allah’tan bağışlanma dilemek, Ölümü ve âhireti hatırlamak, Dünyanın geçici olduğunu düşünmek, güzel ve meşru davranışlardır.
İslam alimleri de kabir ziyaretinde ölüler için dua edilmesini ve Kur’an okunarak sevabının bağışlanmasını uygun görmektedir.
Ölüler her şeyi bilir mi? Burada önemli bir sınır vardır. Bir insanın ölmesiyle Allah’ın kullarına verdiği sınırlı bilgi, sınırsız bir bilgiye dönüşmez. Gaybın mutlak bilgisi yalnızca Allah’a aittir.
Bu nedenle “Falanca ölü, dünyadaki her şeyi görüyor, herkesin bütün yaptıklarını biliyor.” şeklindeki kesin ifadeler dinî açıdan isabetli değildir.
Doğru olan, Allah’ın dilediği kullarına dilediği kadar bilgi vermesinin mümkün olduğunu kabul etmektir. Ölülerden yardım istemek ise başka bir meseledir. Ölülerin bazı şeylerden haberdar olabilmesi meselesi ile ölülerden yardım istemek birbirine karıştırılmamalıdır.
Bir Müslüman kabir ziyaretinde:
“Allah’ım, bu kulunu bağışla, ona rahmet et.”
diye dua eder. Duanın yönü Allah’tır.
İslam alimleri, kabir ve türbe ziyaretlerinde ölülerden medet ummanın ve onlardan ihtiyaç istemenin İslâm’ın tevhid anlayışıyla bağdaşmadığını açıkça belirtilmektedir.
Dolayısıyla: “Ölü beni duyabilir mi?” başka bir sorudur; “Ölüden yardım isteyebilir miyim?” başka bir sorudur. Bu iki konuyu birbirine karıştırmamak gerekir.
Sonuç olarak denilebilir ki; Ölüm, İslâm inancına göre yok oluş değildir. İnsan ölümden sonra berzah hayatına geçer. Sahih hadislerde Peygamberimizin kabir ehline selâm verdiği ve bazı durumlarda ölülerin işitmesine dair rivayetler bulunduğu görülmektedir.
Bu deliller ışığında birçok İslâm âlimi, ölülerin Allah’ın izniyle dirilerin bazı hâllerinden haberdar olabileceğini kabul etmiştir. Ancak bunu “ölüler dünyadaki her şeyi sürekli olarak bilir ve görür” şeklinde genişletmek doğru değildir.
Asıl önemli olan ise şudur: Bugün hayatta olan insan, yarın kendisinin de kabir ehlinden biri olacağını unutmamalıdır. Kabirler bize geçmişimizi, ölümümüzü ve âhiretimizi hatırlatır. İnsan sevdiklerini kaybettiğinde onlara yapabileceği en güzel şeylerden biri, onların ardından dua etmek, hayır yapmak ve güzel ameller işlemektir. Çünkü dünya hayatı geçicidir; insanın asıl yolculuğu ölümle bitmez.
Bugün biz diriyiz ve ölülerimizi ziyaret ediyoruz. Yarın belki de başkaları bizim mezarımızın başında durup bize selâm verecek.
Öyleyse kabirleri yalnızca geçmişin mekânları olarak değil, bize âhireti hatırlatan birer ibret ve tefekkür kapısı olarak görmeliyiz.