Ne Kötü Bir Zamandayız..
Zamanımızın yozlaşan değer yargısı maalesef zenginlik ve makam tutkusunun ahlaki değişimi olmuştur.
Günümüz toplumlarında bireylerin gördüğü itibar, hürmet ve ilgi; büyük oranda sahip oldukları ahlaki erdemler, ilmi birikim veya toplumsal faydadan ziyade maddi zenginlik ve bürokratik/toplumsal makam parametrelerine endekslenmiş durumdadır.
İnsanların karakterinden bağımsız olarak sırf cüzdanı kabarık veya koltuğu yüksek diye el üstünde tutulması, sosyo-psikolojik açıdan "riyakarlık" (iki yüzlülük) salgınını tetikleyen, toplumsal dokuyu ve samimiyeti zedeleyen hoşnutsuz bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Bir toplumda rağbet ve kabul görmenin anahtarı zenginlik ve makam haline geldiğinde, bireyler arasındaki iletişim çıkara dayalı bir tiyatroya dönüşür. Makam sahibinin ya da zenginin etrafında kümelenen kalabalıklar, o kişilerin insanlığına veya fikirlerine değil; ellerinde tuttukları güce ve imkanlara hürmet ederler.
Bu durum iki taraflı bir riya ağı örer. İnsanlar, sırf gücün gölgesinden faydalanmak, nüfuz kazanmak veya maddi çıkar elde etmek adına gerçekte hissetmedikleri bir saygıyı ve sevgiyi yapmacık jestlerle sunarlar. Bu, ahlaki bir ikiyüzlülüktür.
Sürekli olarak yapmacık saygıyla kuşatılan birey, kendini olduğundan farklı görmeye, kibrini beslemeye ve etrafındaki riyakar kitleyi "gerçek dost" sanmaya başlar. Bir toplumun temel taşı olan ahlak, emek, bilgi ve liyakat gibi ulvi kriterleri gölgede bırakır.
Bireyler, dürüst ve erdemli kalarak itibar görmenin zor olduğunu fark ettiklerinde, kısa yoldan servet ve konum elde etme arayışına girerler. Bu durum, ilim adamının, sanatçının, dürüst işçinin veya ahlaklı bireyin değersizleştiği, buna karşılık güç odaklarının sahte birer "rol model" haline geldiği bir toplumsal çöküşü beraberinde getirir.
İnsanın değeri; "kim olduğu" ve "nasıl yaşadığı" ile değil, "neye sahip olduğu" ile ölçülmeye başlandığında insan onuru zedelenir. Zengin ve makam sahibine gösterilen samimiyetsiz itibar, aynı zamanda maddi imkanı kısıtlı veya sıradan bir konumda olan dürüst insanların değersizleştirilmesi anlamını taşır. Bu ayrımcılık, toplumsal adalet duygusunu sakatlar ve bireyler arasındaki samimi insani bağları kopararak yerine soğuk ve çıkarcı hesaplar koyar.
Sonuç olarak denilebilir ki; Maddi güç ve unvan, doğası gereği geçici ve dışsal unsurlardır. Bir toplumun rağbetini ve hürmetini yalnızca bu iki etkene bağlaması, sahte gülücüklerin, çıkar ilişkilerinin ve riyakarlığın egemen olduğu bir iklim yaratır. Bu durum; hem gücü elinde tutanı narsisizme ve yalnızlığa iter, hem de toplumun ahlaki omurgasını sakatlar.
Gerçek toplumsal huzur ve nitelikli insan ilişkileri; insana sırf "insan" olduğu için, emeğine, bilgisine ve karakterine değer verilen bir anlayışın hakim kılınmasıyla mümkündür. Aksi takdirde, sergilenen her hürmet bir çıkar hesabı, kurulan her diyalog ise bir riya sahnesi olmaktan öteye geçemez.