Ne Ekersek Onu Biçeriz: Siyasette Gönül Bağı ve İstanbul’un Ruhu
İstanbul… Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkaslar’dan dünyanın dört bir yanına uzanan yeni ilişkiler ağının, tarihin ve sosyolojinin yüzleştiği o büyük ufuk çizgisi. Bu devasa metropolün kalbinde ise farklı sosyal kesimlerden gelen insanlarımızın renkleriyle ve tonlarıyla buluştuğu, toplumsal fay hatlarımızın kesiştiği ama aynı zamanda yeni umutların yeşerdiği bir umut kapısı var: Ümraniye.
Burası sadece bir ilçe, bir yurt köşesi değil; önyargıların gerçeklerle yüzleştiği, birlikte yaşama iradesinin sınandığı büyük bir hayat sahnesidir. Bizler, bu sahnede geleceği inşa etme sorumluluğunu omuzladık. Siyaseti hiçbir zaman etnik kimlik, mezhep veya değerler istismarı üzerinden değerlendirmedik. Bizim için siyaset, insanın uhrevi ve dünyevi hesabının görüleceği bir sınav adresiydi.
Makam Değil, Gönül Siyaseti
Yola çıkarken bir sözümüz vardı: İnsanımızı baş tacı edeceğiz. İnanç, etnik köken, mezhep, hemşehricilik veya siyasi görüş ayrımı yapmadan, imtiyaz hatasına düşmeden herkesi birinci sınıf ve eşit kabul ettik. Sünni, Alevi, Boşnak, Arnavut, Roman, Kürt demeden hep birlikte yüce Türk milleti olduğumuzu haykırdık.
Çoğu zaman aç ve susuz, koşuşturma içinde yalnızca bir simit yiyerek, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle sokak sokak yürüdük. Hedefimiz sandıkları değil, gönül kapılarını aşmaktı.
Bu şehri ve bu ülkeyi karşılıksız sevdik. Geriye dönüp baktığımda üç dönem belediye başkan adaylığı, yedi dönem milletvekili adaylığı ve dört dönem ilçe başkanlığı gibi süreçlerde layıkıyla var olma çabamızı görüyorum. Gece gündüz demeden sahada olduk.
Belki sonuçlarda bazen kaybettik ama asıl büyük resmi, o gönül kapılarından içeri girdiğimizde kazandık. Şehrin bize verdiği en büyük madalya makamlar değil, insanların gönlündeki “ağabey, kardeş, komşu, dost” unvanı oldu.
“Onuncu Köy”ün Yolcusu Olmak
Siyasetin cilvesidir; kenarda durduğunuzda bile anketlerle test edilirsiniz. Bizler de bilgimiz dışında test edildik ve beşer olarak gurur verici ikbal teklifleri aldık. Ancak mütevazılığı elden bırakmadan, ilkeli duruşumuza uymayan hiçbir teklife “evet” demedik.
Yakın dostlarımız şahittir; biz ülkemize ve insanımıza hizmet etmekten asla kaçınmadık. Başımızı değil, gövdemizi taşın altına koyduk. Ancak hiçbir zaman “keser gibi hep kendine yontan” benmerkezci anlayışın esiri olmadık.
Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar misali, zaman zaman öteki ilan edildik, itildik ve kakıldık. Konjonktür gereği yalnızlığa itildiğimiz anlar oldu ama doğruları söylemekten, “onuncu köylü” olmaktan asla imtina etmedik.
Yazdığımız, çizdiğimiz ve konuştuğumuz her şey ortada. Çok şükür, zaman bizi hep haklı çıkardı.
Hasat Zamanı: Alemdağ Caddesi’nde Yürürken…
Geçtiğimiz günlerde Alemdağ Caddesi’nde yürürken karşılaştığım tablo gözlerimi yaşarttı. İnsanlarımızın gösterdiği samimi ilgi, sıcak karşılama, ardı arkası kesilmeyen iltifatlar ve çay davetleri…
İşte o an bir kez daha anladım: Biz bu sokaklara sevgi ektik, saygı ektik, muhabbet ektik. Bugün ektiğimizi biçiyoruz.
Bizim dünyamızda ötekileştirme yoktur. Oy verenle vermeyenin ayrımını hiç yapmadık. Günün sonunda hem oy verenlerin hem de vermeyenlerin gözdesi olduk. Çünkü sonuç, sandıktan çıkan oy pusulaları değil, insanlara dokunabilmektir. Adımızın, belki yüzümüzü bile tanımayan insanlar tarafından dilden dile sevgiyle dolaşmasıdır asıl zafer.
Belki De Başka Bir Senaryo Vardı!
Sultan Süleyman’a Kalmayan Dünya
Bugün siyasi faaliyetlerin en ön safında aktif olarak görünmesek de namuslu her insanı seviyor, doğru kimden gelirse gelsin yanında, yanlış kimden gelirse gelsin karşısında durmaya devam ediyoruz.
Aklı, bilimi, hukuku, demokrasiyi, millî ve manevi değerleri yol haritamız yapmaktan bir milim sapmadık. “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” ilkesinden şaşmadık.
Teşekkürler Ümraniye! Teşekkürler İstanbul! Teşekkürler Türkiye!
Bu can bu bedende olduğu müddetçe, bu mübarek topraklara hizmet bir ibadet aşkıyla sürecektir. Bu ülke, helal lokma için ter döken ve vatan için can veren insanlar sayesinde ayaktadır. Biz de bu emaneti, bu ilkeli duruşla gelecek nesillere devredeceğiz.
Yunus Emre’nin o eşsiz çağrısıyla seslenmek isterim:
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünyada gelin, hep birlikte birlik olalım, zoru kolay kılalım. Birlikte hayır, ayrılıkta azap vardır. Bu ülke hepimize yeter.
En kalbi duygularımla tüm gönül dostlarını selamlıyor, bağrıma basıyorum.
Hoşça kalın, dostça kalın, sağlık ve huzurla kalın…