İnsani Zaaflarımız ve Kurtuluş Yolları
İnsan bütün acziyet ve kusuru ile bir imtihan ortamına gönderimiş fakir kullarız. Yüce Rabbimiz yine de bize büyük bir merhamet gösterip ve zaaflarımızı bilip bize kurtuluş yolu göstermiştir.
İnsan, varlık sahnesine çıktığı andan itibaren eşsiz bir potansiyele sahip olduğu kadar, derin bir zafiyet ve acziyetle de kuşatılmıştır. Kendi başına kalındığında ne zamanın akışına müdahale edebilir ne de yarın başına geleceklere tam anlamıyla manevî bir kalkan oluverebilir.
Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle, "İnsan zayıf yaratılmıştır." (Nisâ, 28). Bu zayıflık bir eksiklik değil, insanın Yaratıcısına olan mutlak muhtaçlığını ve kulluk bilincini idrak etmesi için var edilmiş fıtri bir gerçektir.
İnsanı kuşatan iç ve dış düşmanlara karşı ne yapabiliriz ve nasıl kurtulabiliriz yolu da bize gösterilmiştir. İnsanın bu dünyadaki serüveni çetin bir imtihandır. Bu imtihan yolculuğunda insanın huzurunu ve istikametini bozmaya aday, hem içsel hem de dışsal pek çok kuşatıcı unsur bulunmaktadır.
Bunların başınds nefis gelmektedir. İnsanın kendi içindeki en büyük imtihan alanı, kötülüğü şiddetle emreden nefistir (Nefs-i Emmâre). Yûsuf Suresi 53. ayette buyrulduğu gibi: “Şüphesiz nefis, Rabbimin merhamet ettiği müstesna, sürekli kötülüğü emreder.”
İkincisi ise Şeytandır. İnsanın ezeli ve ebedi düşmanı olan şeytan, Hak yolunu kapatmak için her fırsatı değerlendirir. A'râf Suresi 16-17. ayetlerinde şeytanın şu iddiası aktarılır: “Madem ki beni azgınlığa mahkum ettin, ben de seni saptırmak için mutlaka senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım. Sonra kesinlikle onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım.”
Üçüncüsü ise kötü arkadaşlar ve çevremizdir. İnsanın iradesini zayıflatan, yanlışları süsleyerek cazip hale getiren kötü çevre, bireyi felakete sürükleyen dış etkenlerin başında gelir.
Bu çepeçevre kuşatma altında insanın kendi başına kalması, şeytanın desiselerine karşı koyması oldukça zordur. Bu yüzden "uyanık ve dikkatli olmak", müminin hayat şiarı olmalıdır.
Yapılan yanlışlar işlediğimiz günahlar için tek kurtuluş tövbe ve yaratıcıya sığınmaktır. Her türlü güç ve kudretin yalnız Yaratıcıya ait olduğunu bilen insan için tek sığınak, Alemlerin Rabbi olan Allah'tır. İnsan aczini kabul ettiği, kusurlarını itiraf edip tövbe ile kapıya yöneldiği an, rahmet kapıları ardına kadar açılır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) bu gerçeği bir hadis-i şerifinde şöyle müjdelemiştir: "Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ sizi yok eder ve yerinize günah işleyip ardından tövbe eden bir topluluk yaratırdı." (Müslim, Tevbe, 9)
Bu hadis, insanın hata yapabilen fıtratına bir vurgu olduğu gibi, rahmet kapısının asla kapanmayacağının da en büyük kanıtıdır. Hata yapmak beşerî bir haldir; ancak hatada ısrar etmek ya da ümitsizliğe düşmek yanlıştır.
İnsanî zafiyetimiz karşısında yaptığımız yanlışlar ve hatalardan dolayı dışlamak yerine merhamet ve öğüt yolunu tutmamız daha makul bir davranış olacaktır. Çünkü asıl hüner arkadaşının kötü halinden dolayı onu terk etmek yerine dostluğunuzu artırıp onun düzelmesi için çalışmaktır.
Her insan hata yapmaya müsait olduğundan, başkalarının kusurlarını araştırmak, onları ayıplamak ve suçlamak büyük bir haksızlıktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki:
"İnsanoğlunun hepsi hata yapar; hata yapanların en hayırlısı ise tövbe edenlerdir." (Tirmizî, Kıyâmet, 49)
Kendisi de kusurdan ve hatadan ari olmayan bir insanın, başkalarının düşüşlerini alay konusu yapması veya kınaması hakkaniyetle bağdaşmaz. Nitekim büyük İslam alimlerinden Hz. Mevlana, insanın özündeki bu merhamet ve kusur örtme bilincini şu sözleriyle özetler:
"Kusursuz dost arayan dostsuz kalır."
Ya da Yunus Emre'nin duru Türkçesiyle ifade ettiği gibi: "Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz." ve insanların hataları karşısında yargılayıcı değil, yapıcı olmayı öğütleyen bir anlayış benimsenmelidir.
Bir başkasının hatasını gördüğümüzde yapılması gereken ilk şey, onu suçlamak ve dışlamak değil; şefkatle yaklaşarak yanlıştan dönmesine vesile olmaktır. Zira din samimiyettir ve en güzel nasihat, tatlı dille, kınamadan yapılan öğüttür.
İnsan; zaaflarıyla, acziyetiyle ve hata yapabilme potansiyeliyle imtihan edilen bir varlıktır. Ne nefsin tuzağından ne de şeytanın desiselerinden tamamen münezzehtir. Bu yüzden her an uyanık olmak, hataya düştüğünde anında tövbe ederek Rabbi'ne sığınmak gerekir.
Başkalarının kusurları karşısında ise kibirli bir yargıç gibi davranmak yerine; "Hepimiz hata yapabiliriz, önemli olan hatadan dönmektir" bilinciyle yaklaşılmalıdır. Merhamet, şefkat ve doğru olanı güzellikle hatırlatmak, bu çetin dünya imtihanında hem bireyin hem de toplumun selamete ermesinin yegane anahtarıdır.