İlahi Adalet ve Hikmet Çerçevesinde: "Zalimler Allah'ın Yeryüzündeki Kamçısıdır"
İslam düşünce ve tasavvuf geleneğinde, toplumsal değişimler ve kriz zamanları sıklıkla ilahi hikmet ve adalet prensipleriyle açıklanmıştır.
Bu bağlamda sıkça dile getirilen "Zalimler Allah'ın yeryüzündeki kamçısıdır. Tedibe müstehak olanları onlarla uslandırır" ifadesi, zulmü meşrulaştıran bir söz değil; aksine ilahi takdirin toplumsal ve ahlaki yasalarla (sünnetullah) nasıl işlediğini derinlemesine izah eden hikmetli bir tespittir.
İslam inancına göre evrende ve insanlık tarihinde tesadüfe yer yoktur. Allah’ın toplumların yükselişi, çöküşü veya imtihanı için koyduğu değişmez kurallara "Sünnetullah" denir.
Kuran-ı Kerim’de yer alan "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez" (Ra'd, 11) ayeti toplumsal süreçlerin merkezine insanın kendi ahlaki ve ameli tercihlerini koyar.
Toplumlar ahlaki çöküntüye uğradığında, adaletten uzaklaştığında veya rehavete kapıldığında; tarihsel süreç içerisinde başka bir güç veya zalim yapı onların üzerine musallat olabilir. Bu durum, sebep-sonuç ilişkisinin ve ilahi kanunların bir gereğidir.
Buradaki "kamçı" metaforu, zalimin kendi başına bir hak veya adalet temsilcisi olduğunu göstermez. Aksine: Zalimin Niyeti: Zalim, kendi hırsı, kibri ve zulmetme arzusuyla hareket eder. Yaptığı eylem katıksız bir kötülüktür.
İlahi Hikmet: Allah, zalimin bu kötü niyetini ve eylemini, ahlaki açıdan uyarılmaya ve terbiyeye (tedip) ihtiyacı olan kişi veya toplumlar için bir silkiniş, uyanış ve öze dönüş vesilesi kılar.
Tıpkı tıpta acı bir ilacın veya cerrahi müdahalenin hastayı iyileştirmek için kullanılması gibi, zalimlerin baskısı da toplumların kendi eksikliklerini ve hatalarını fark etmelerini sağlayan acı bir "uyarıcı" işlevi görür.
Bu ifadeden asla "zalimlerin suçsuz olduğu" veya "yaptıklarının onaylandığı" anlamı çıkarılamaz. İslam alimleri bu hususu net bir şekilde vurgular: "Zalim, ilahi adaletin tecellisinde geçici bir araç olsa dahi, kendi iradesiyle zulmü seçtiği için tamamen sorumludur ve cezasını çekecektir."
Hikmetli kelamlarda devam eden "Sonra dönüp zalimden de intikamını alır" vurgusu, adaletin nihai tecellisini özetler. Zalim, bir toplumun uyanışına veya imtihanına vesile olsa bile, işlediği haksızlıkların hesabını hem dünyada hem de ahirette vermek zorundadır.
Bu ilkeyi doğru anlamak, bireylere ve toplumlara şu üç temel dersi sunar: Öz eleştiri ve tövbe. Bir sıkıntı veya zulümle karşılaşıldığında sadece dış etkenleri suçlamak yerine, toplumun ve bireyin kendi ahlaki duruşunu gözden geçirmesi gerekir.
Zulme maruz kalmak, pasif bir kabulü değil; aksine ahlaki uyanışı, birlik olmayı ve adaleti yeniden tesis etme gayretini tetiklemelidir.
İlahi adalete güven duymak gerekir. Çünkü zalimlerin sonsuza kadar cezasız kalmayacağını bilmek, zor zamanlarda inançlı insanlara sabır ve direnç verir.
Evet, "Zalimlerin ilahi bir kamçı olması", zulmün övülmesi değil; kainattaki mülkün tek sahibinin Allah olduğunun ve O’nun kötülükten bile bir hayır, ders veya terbiye çıkarabileceğinin ifadesidir. İnsanlığa düşen görev; zalime boyun eğmek değil, bu tür süreçlerden ahlaki dersler çıkararak adaleti, doğruluğu ve iyiliği hakim kılmak için mücadele etmektir.