"İbret almak istersen ölüm yeter"
"İbret almak istersen ölüm yeter" sözü, yüzyıllardır insanlığın manevi dünyasında derin yankılar uyandıran, hayatın gelip geçici doğasını özetleyen en sarsıcı öğütlerden biridir. Gündelik koşuşturmacanın, bitmek bilmeyen hırsların ve dünya telaşının ortasında insan çoğu zaman varoluşun en kesin gerçeğini unutma eğilimindedir. İşte bu veciz ifade, insanı hakikate uyandıran manevi bir alarm niteliğindedir.
İnsanoğlu; mülk, makam, başarı ve konfor arzusuyla geleceğe dair sonsuz planlar yapar. Ancak hayatın akışı içerisinde Planlar ne kadar büyük olursa olsun, hepsinin nihai durak noktası aynıdır. Ölüm, statü, zenginlik veya unvan gözetmeksizin her insanı eşitleyen yegane hakikattir.
Bu durum, ölümün bir son olmanın ötesinde en büyük öğretmen olduğunu gösterir. Başka hiçbir nasihat veya uyarı, ölüm kadar net, kesin ve kaçınılmaz bir dille konuşamaz.
İnsan zihni, elindekileri sonsuza dek koruyacağı illüzyonuna kapılmaya yatkındır. Bu illüzyon; kibir, açgözlülük, hırs ve haksızlık gibi olumsuz davranışların ana kaynağıdır. Ölümü hatırlamak (yani rabıta-i mevt bilinci): Ölçü Kazandırır: İnsana ne için çabaladığını ve harcadığı emeğin değerini sorgulatır. Adalet Duygusunu Güçlendirir: Kul hakkından kaçınmayı ve adil olmayı teşvik eder. Şükrü Artırır: Aldığı her nefesin ve sahip olduğu imkanların geçici birer emanet olduğunu fark ettirir.
Zaman zaman ölüm üzerine düşünmenin insanı karamsarlığa veya hayattan kopmaya sürükleyeceği yönünde yanlış bir algı oluşabilir. Oysa gerçek anlamda ibret almak, dünyadan el etek çekmek değil; dünyayı daha kaliteli ve anlamlı yaşamak demektir.
Günün birinde biteceğini bildiğimiz bir zaman dilimini yönetirken daha seçici oluruz. Ölüm bilinci; zamanı israf etmemeyi, sevdiklerimize değer vermeyi, kırgınlıkları uzatmamayı ve geride hayırlı bir iz bırakmayı öğretir.
Ölüm, insanı korkutmak için değil; hayatını anlamsız kılacak çöp yüklerden kurtarmak ve ona asıl değerini hatırlatmak için en büyük ibret kaynağıdır. Nasihatlerin en doğrusu, kelimelerle ifade edilenler değil; hal diliyle konuşan ve her an yanı başımızda duran ölüm gerçeğidir.