Her Sınavın Bir Öğretmeni ve Kitabı Vardır
Hele bir salim kafayla düşünelim. Bir öğrenciye öğretmen tayin edilmeden, önüne ders kitabı konulmadan, hangi konulardan sorumlu olduğu bildirilmeden sınav yapılsa, bu sınav ne kadar adil olur? Öğrenciye hiçbir bilgi verilmeden ondan başarı beklemek ne derece doğru olur?
Elbette ki eğitimde önce öğretmen vardır, ardından ders vardır, dersin öğrenilmesini sağlayan kitap vardır. Bütün bunlardan sonra imtihan gelir. Çünkü insanın sorumlu tutulabilmesi için öncelikle ona doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün, faydalı ile zararlının öğretilmesi gerekir.
Bu bakımdan peygamberler ilahî hakikatleri insanlara öğreten muallimler, kutsal kitaplar ise insanlığa yol gösteren ilahî rehberlerdir.
Yaratıcıyı tanımak kendiliğinden gerçekleşen bir bilgi değildir. Bir insan dünyaya geldiğinde pek çok şeyi bilmeden gelir. Konuşmayı, okumayı, yazmayı, doğruyu yanlıştan ayırmayı zaman içerisinde öğrenir. Bu öğrenme sürecinde öğretmenlere, kitaplara ve rehberlere ihtiyaç duyar.
Peki insan, kendisini yaratan Allah'ı nasıl tanıyacaktır? Allah'ın varlığını, birliğini, isimlerini, sıfatlarını, emirlerini ve yasaklarını nereden öğrenecektir? Hayatın neden verildiğini, ölümden sonra ne olacağını, iyilik ve kötülüğün karşılığının ne olduğunu nasıl bilecektir?
İşte burada peygamberlik müessesesinin önemi ortaya çıkar. Allah insanı yaratmış, ona akıl vermiş, kâinatı bir kitap gibi önüne sermiş; bununla birlikte hakikati açıklamak ve insanlara yol göstermek üzere peygamberler göndermiş, vahiy yoluyla kitaplar indirmiştir.
Çünkü insanın aklı düşünmek ve anlamak için büyük bir nimettir; fakat Allah'ın bizden ne istediğini, nasıl ibadet edeceğimizi ve ahiret hayatının ayrıntılarını yalnızca akılla öğrenmemiz mümkün değildir. Bunların öğreticisi ilahî vahiydir.
İslam inancında peygamberlerin görevi de insanlara Allah'ı tanıtmak, O'nun emirlerini bildirmek, güzel ahlakı öğretmek ve doğru yolu göstermektir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
Nisâ Suresi, 165. ayet: “Biz peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdik ki peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri kalmasın.”
Bu ayet, peygamberlerin gönderilişindeki hikmetlerden birini açıkça ortaya koymaktadır. Burada önemli bir husus vardır: Peygamberler kendi düşüncelerini Allah'ın dini olarak sunan insanlar değildir. Onlar Allah'ın vahyini tebliğ eden, insanlara açıklayan ve yaşayarak örnek olan elçilerdir. Bu sebeple Hz. Muhammed (s.a.v.) hem Allah'ın son peygamberi hem de Kur'an-ı Kerim'in insanlığa açıklayıcısıdır.
Allah insanı imtihan için yaratmıştır. Yüce Allah, Mülk Suresi'nin 2. ayetinde şöyle buyurur:
"Hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur."
Bu ayet bize dünya hayatının bir imtihan olduğunu bildirmektedir.
İmtihan varsa, imtihanın konusu da olmalıdır. Sorumluluk varsa, sorumluluğun sınırları da bildirilmelidir. İnsanlardan bir şey isteniyorsa, neyin istendiği de açıklanmalıdır. İşte Kur'an-ı Kerim, insanın yaratılış gayesini, kulluk vazifesini, ahlak ilkelerini, helal ve haramları, hak ve hukuku bildiren ilahî rehberdir.
Peygamberler ise bu kitabın nasıl anlaşılacağını ve nasıl yaşanacağını insanlara göstermişlerdir.
Dolayısıyla imtihanın adaleti, Allah'ın insanlara yol göstermesi ve sorumluluklarını bildirmesiyle birlikte düşünülmelidir.
Kimisi kendi aklını ölçü kabul edecek, kimisi toplumun geleneklerini din edinecek, kimisi menfaatini hakikatin önüne koyacaktı.
Bir insan ibadetin şeklini, ahiretin varlığını, helal ve haramın sınırlarını ve Allah'ın emirlerini hangi kesin ölçüye göre belirleyecekti?
İşte bu sebeple peygamberler ve ilahî kitaplar insanlık için vazgeçilmez bir hidayet rehberidir.
Kur'an-ı Kerim'de İsra Suresi 15. ayette şöyle buyrulur:."Biz bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz." Bu ayet, Allah'ın adaletini ve insanlara karşı hüccetini ortaya koyan temel ayetlerden biridir.
Elbette vahyin ulaşmadığı, hakikatin kendisine doğru ve anlaşılır biçimde bildirilmediği kişilerin ahiretteki durumları gibi meselelerde ilahî adaletin nasıl tecelli edeceğini Allah bilir. Hiç kimse Allah'ın rahmeti ve adaleti hakkında kendi hükmünü kesin hüküm gibi sunamaz.
Kâinat da Allah'ı tanıtan bir kitaptır. İnsan yalnızca peygamberleri ve ilahî kitapları okuyarak değil, kâinat üzerinde düşünerek de Yaratıcısını tanıyabilir. Gökyüzündeki yıldızlar, güneşin doğuşu ve batışı, insanın yaratılışı, canlıların hayatı, suyun hayat kaynağı olması ve tabiatta görülen eşsiz düzen…
Bütün bunlar insanı düşünmeye ve Yaratıcısını tanımaya davet eder. Kur'an-ı Kerim'de Âl-i İmrân Suresi 190. ayette göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için ibretler bulunduğu bildirilir.
Kâinat kitabı: Allah'ın kudretini, sanatını ve hikmetini gösterir. İlahî kitap: Allah'ın emirlerini, yasaklarını ve kulluk vazifesini bildirir. Peygamber: İlahî kitabı açıklar, yaşar ve insanlığa örnek olur. Böylece insan hem yaratılmış eserleri inceleyerek hem vahyi öğrenerek hem de peygamberlerin rehberliğine uyarak Rabbini tanıma imkânına kavuşur.
Öğrenmeden sorumluluk, bildikten sonra imtihan vardır. Bir öğretmen öğrencisine bir konuyu anlatır, kitabını verir, örnekler gösterir ve ardından sınav yapar. Öğrenciye düşen görev ise öğrendiklerini anlamak, uygulamak ve sorumluluğunu yerine getirmektir.
Dünya hayatında da insanın önüne ilahî rehberler konulmuştur. Allah akıl vermiş, peygamber göndermiş, kitap indirmiş ve insana irade tanımıştır. İnsan artık kendisine bildirilen hakikatler karşısında bir tercih yapacaktır.
İyiliği mi seçecek, kötülüğü mü? Adaleti mi tercih edecek, zulmü mü? Allah'a kulluk mu edecek, nefsinin arzularını mı hayatının merkezine koyacak? İşte imtihanın önemli yönlerinden biri budur. Ancak unutulmamalıdır ki Allah insanın ne yapacağını bilmediği için onu imtihan etmez. Allah her şeyi ezelî ilmiyle bilir. İmtihan, insanın tercihlerinin ve amellerinin ortaya çıkması, adaletin tecelli etmesi ve herkesin kendi yaptıklarıyla yüzleşmesi bakımından hikmet taşır.
Öğretmensiz ve kitapsız imtihan olmaz.
Bir okulda öğretmen olmadan, ders anlatılmadan ve kitap verilmeden öğrencinin sınava tabi tutulmasının adaletli olmayacağını düşünüyorsak, insanın yaratılış gayesini ve imtihanını da bu hakikat üzerinden değerlendirmeliyiz.
Yüce Allah insanlığı başıboş bırakmamış; peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiş ve insanlara doğru yolu göstermiştir. Peygamberler öğretmiş, ilahî kitaplar açıklamış, akıl ise bu hakikatleri anlamak ve üzerinde düşünmek için insana verilmiş büyük bir nimet olmuştur.
Öyleyse insanın görevi, kendisine verilen bu rehberliği görmezden gelmek değil; okuyarak, araştırarak, düşünerek ve yaşayarak hakikati öğrenmektir. Çünkü insanın en büyük sorumluluklarından biri, kendisini yoktan var eden Rabbini tanımak, O'nun gönderdiği rehberi öğrenmek ve hayatını bu hakikate göre düzenlemektir.
Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız:
Bir öğrenci öğretmenini, dersini ve kitabını tanımadan imtihanın mahiyetini anlayamaz. İnsan da kendisini yaratanı, yaratılış gayesini ve kendisine gönderilen ilahî rehberi öğrenmeden dünya imtihanının hakikatini tam olarak kavrayamaz.
Allah bizi yaratanı tanıyan, gönderdiği kitabı anlayan, peygamberinin sünnetini rehber edinen ve imtihanını güzel amellerle kazanmaya çalışan kullarından eylesin. Âmin.