Her Doğruyu Söylemek Doğru mudur?
Her doğruyu söylemek doğru mu? Sorusuna verilecek en güzel cevap, aslında bu söz bir nevi sözün İmtihanı olarak da değerlendirilebilir.
Günümüzde doğruyu söylemenin birçok hassasiyeti vardır ve "Her Doğru"nun Ağırlığı
İletişim çağında yaşasak da kelimelerin en sessiz kaldığı, doğruların ise en çok sakınıldığı bir dönemden geçiyoruz.
"Konuştuğun zaman doğru konuş, fakat her doğruyu her yerde söyleme" düsturu, yüzyıllardır insan ilişkilerinin süzgecinden geçerek bugüne ulaşmış en kıymetli kılavuzlardan biridir.
Ancak günümüz dünyasında bu ilkeyi hayata geçirmek, eskiye nazaran çok daha çetrefilli ve ince bir zeka, hatta derin bir vicdan gerektirmektedir. Çünkü bugün birçok şeyi görüyor, biliyor ve fark ediyoruz; fakat gördüğümüz ve bildiğimiz her gerçeği açıkça dile getiremiyoruz. Bu durum, bir ikiyüzlülükten ziyade, sözün taşıdığı yıkıcı gücün ve toplumsal hassasiyetlerin farkında olmanın bir neticesidir.
Hakikatin ve doğrunun karşı taraf üzerindeki yıkıcı etkisi ve hazmetme kapasitesine göre ayarlanamaması üzerine çoğu zaman doğruları ifade edemiyoruz.
Bir sözün özü ne kadar doğru olursa olsun, o sözün muhatabına ulaşma biçimi ve muhatabın o gerçeği taşıma kapasitesi hayati önem taşır. Her insan aynı olgunluk seviyesine, aynı psikolojik dirence veya aynı olayları nesnel değerlendirme yeteneğine sahip değildir.
Doğruyu söylerken karşının rencide olmaması ve küçük düşmemesine azami dikkat edilmesi gerekir. Ham bir doğru, filtrelenmeden ve zamanı gözetilmeden söylendiğinde, karşısındaki insanı yapıcı bir eleştiriden ziyade saldırıya uğramış hissettirir. Bu durum insanı savunmaya iter, kalpleri kırar ve onarılamaz mesafeler yaratır.
Doğru sözü hazmetmeme ve her doğru, her mideye hafif gelen şifalı bir gıda gibi değildirmemelidir. Kimi gerçekler çok ağırdır; insanın benlik algısıyla, tabularıyla veya zaaflarıyla doğrudan yüzleşmesini gerektirir. Bu yüzden hazmedilemeyen bir doğru, karşı tarafta inkara, öfkeye ya da derin bir travmaya yol açabilir.
Oysa hikmet, gerçeği karşısındakinin onu taşıyabileceği kıvama getirerek sunmayı gerektirir. İşte bu bağlamda, dostlukların ve hassas bağların korunmasına dikkat edilmezse doğru bazı sıkıntılara yol açabilir.
Hayatta bazı bağlar, hakikatin soğuk ve keskin rüzgarlarından daha değerlidir. Bir dostun, bir yakının veya uzun yıllara dayanan bir ânın hatırına susmak, çoğu zaman ikiyüzlülük değil, vefanın bir gereğidir.
Gerçek dostluk, karşısındakinin hatasını yüzüne vurarak üstünlük taslamak değil; o hatanın dostluğa ve insan onuruna zarar vermeden çözülmesini beklemek ya da uygun bir dille, sabırla rehberlik etmektir. Aniden ve patavatsızca söylenen "çıplak doğrular", en yakın insanları bile incitebilir, kırabilir ve yılların emekle inşa ettiği gönül köprülerini bir çırpıda yıkarak yalnızlaşmaya sebep olabilir.
Günümüz dünyasının karmaşası ve "söyleyememek" psikolojisi bugün birçok şeyi görüp bildiğimiz halde sessiz kalmamızın arkasında sadece bireysel incitmeme hassasiyeti yoktur. Modern dünyanın karmaşık yapıları, kurumsal ilişkiler, menfaat ağları ve toplumsal kutuplaşmalar da doğruların dile getirilmesini zorlaştırmaktadır.
Bilginin bu kadar bol, fakat hakikatin bu kadar kıymetli olduğu bir çağda; yanlış anlamaların çığ gibi büyüdüğü, niyetlerin kolayca saptırıldığı ortamlarda susmak bazen en erdemli savunma mekanizması haline gelmektedir.
Söz, insanın ruhunun aynasıdır; ancak o aynanın nasıl bir açıyla tutulduğu en az aynada ne göründüğü kadar önemlidir. "Doğru konuşmak" ile "her doğruyu her yerde söylemek" arasındaki ince çizgi, irfan sahibinin pusulasıdır.
Günümüzde doğruyu savunmak demek, patavatsızca her düşündüğünü dillendirmek değil; sözün zamanını, zeminini ve kalbini gözetmektir. Unutulmamalıdır ki hakikat ancak sevgiyle, merhametle ve incitmeden söylendiğinde bir şifa kaynağı olur. Aksi takdirde, en hakiki söz bile yanlış ellerde kırıcı bir silaha dönüşebilir. Bu yüzden bu zamanda doğru konuşmak zor; ama doğrunun ruhunu koruyarak sükut etmek veya hikmetle yaklaşmak bir o kadar kıymetlidir.