Menü Merkezden Haber
Musa Has

Musa Has

Tarih: 03.10.2026 08:11

Hatadan Dönmek Bir Fazilettir: Tövbe Eden İnsanı Artık Suçlamamak Gerekir

Facebook Twitter Linked-in

Hatadan Dönmek Bir Fazilettir: Tövbe Eden İnsanı Artık Suçlamamak Gerekir

İnsan hata yapabilen bir varlıktır. Hiç hata yapmamak insanın tabiatına uygun değildir. Asıl önemli olan, yapılan hatanın farkına varabilmek, ondan ders çıkarmak, pişmanlık duymak ve doğru olana yeniden yönelebilmektir.

Bir insan yanlışından dönmüş, yaptığı şeyden samimiyetle pişman olmuş ve tövbe etmişse, artık onu sürekli geçmişteki hatasıyla anmak ve suçlamak doğru değildir. Çünkü insanın değeri yalnızca geçmişte yaptığı hatalarla değil, o hatalardan sonra hangi yöne döndüğüyle de değerlendirilmelidir.

Bu hususta Kur’an-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)

Bu ayet, insan için ümit kapısının açık olduğunu gösterir. Kul samimiyetle Rabbine yöneldiğinde Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelidir.
Tövbe, insanın değişebileceğinin göstergesidir.
Tövbe yalnızca “pişmanım” demekten ibaret değildir. Gerçek tövbe; yanlışın farkına varmayı, pişmanlık duymayı, yanlıştan vazgeçmeyi ve mümkün olduğunca zararı telafi etmeyi gerektirir.

Böyle bir dönüş gerçekleştiren insanı hâlâ eski hâliyle değerlendirmek, onun değişme çabasını görmezden gelmek olur. Bir insan yıllar önce yanlış bir davranışta bulunmuş olabilir. Fakat bugün o yanlıştan vazgeçmiş, pişman olmuş ve hayatını düzeltmeye başlamışsa, ona sürekli:
“Sen bunu daha önce yapmıştın.”
“Senin geçmişin belli.”
“Sen zaten böylesin.”
demek, insanı iyileştirmek yerine geçmişine mahkûm etmek olur. İnsan geçmişinin esiri değil, derslerini taşıyan bir yolcudur. Hem Allah'ın örttüğünü insanların açması doğru değildir.

İslam ahlâkında insanların ayıplarını araştırmamak ve kusurlarını yaymamak önemli bir esastır.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.” Bu anlayış bize önemli bir sorumluluk yükler.

Bir insanın hatasını teşhir etmek yerine, onun düzelmesine yardımcı olmak. Özellikle kişi hatasını kabul etmiş ve tövbe etmişse, geçmiş kusurlarını sürekli gündeme getirmek hem merhamet anlayışına hem de kardeşlik hukukuna zarar verir.

Tövbe eden kişiyi sürekli suçlamak başka bir yanlışa dönüştürebilir. Bazen insanlar başkasının yaptığı hatayı unutmazlar. Hatta kişi değişmiş olsa bile onu eski davranışıyla tanımlamaya devam ederler. Bu durumda şöyle bir haksızlık ortaya çıkar: İnsan tövbe eder, fakat çevresi onun tövbesini kabul etmez. İnsan değişir, fakat insanlar onu eski hâliyle görmeye devam eder. İnsan doğru yola yönelir, fakat geçmişi sürekli önüne çıkarılır.
Bu yaklaşım, insanın yeniden başlama iradesini kırabilir.

Oysa insanlara doğru yolu göstermek istiyorsak, onların hatalarını yüzlerine vurmak yerine, doğruya yönelmelerini desteklemeliyiz.
Peygamberimizin önemli bir ölçüsü karşımıza çıkmaktadır. Yüce Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Âdemoğlunun hepsi hata eder. Hata edenlerin en hayırlıları tövbe edenlerdir.” Bu hadis, insanın hata yapabileceğini; fakat asıl faziletin hatadan sonra Allah'a yönelmek olduğunu öğretmektedir. Dolayısıyla tövbe eden bir insanın geçmişini sürekli gündeme getirmek yerine, onun bugününü ve geleceğini dikkate almak gerekir.

Çünkü tövbe, insanın “Ben artık aynı insan olmak istemiyorum” diyebilmesidir. İnsanları geçmişleriyle değil, değişimleriyle de değerlendirelim. Bir insanın geçmişinde hata bulunması, onun gelecekte de aynı hatayı yapacağı anlamına gelmez. Nasıl ki çocuk yürümeyi öğrenirken defalarca düşüyorsa, insan da hayat boyunca yanlışlar yaparak doğruyu öğrenebilir.

Burada önemli olan hatayı savunmak değil, hatadan dönmeyi takdir etmektir. Elbette yapılan hatanın başkasına verdiği zarar varsa, bu zarar mümkün olduğunca telafi edilmelidir. Tövbe, sorumluluktan kaçmak anlamına gelmez. Fakat kişi sorumluluğunu yerine getirip samimiyetle değişmeye çalışıyorsa, artık onu sürekli cezalandırmak da doğru değildir.
Affetmek, yapılan yanlışı doğru kabul etmek değildir

Burada önemli bir ayrım vardır. Bir insanı affetmek, onun yaptığı hatayı doğru kabul etmek değildir. Bir yanlışın yanlış olduğunu söylemek başka, o yanlıştan dönmüş kişiyi ömür boyu suçlamak başkadır. Biz yanlışa karşı olabiliriz; fakat yanlışından dönen insana karşı merhametli olabiliriz. Hatta bazen en büyük iyilik, insana geçmişini sürekli hatırlatmak değil, geleceğini düzeltmesi için fırsat vermektir.

Geçmişi sürekli gündeme getirmek toplumsal yaralar açar. Aile içinde, arkadaşlık ilişkilerinde veya toplumda insanlar birbirlerinin geçmiş hatalarını sürekli gündeme getirirse güven duygusu zedelenir.
“Sen zaten bir kere yaptın.”
“Senin ne olduğun belli.”
“Sen daha önce de böyleydin.”
gibi sözler, kişinin değişme çabasını değersizleştirir. Oysa güzel ahlâk, insanın hatasını yüzüne vurmakta değil; gerektiğinde onu doğruya yönlendirmekte ve samimi dönüşünü kabul etmekte kendini gösterir.

Hatasından dönen insana yeni bir sayfa açalım
İnsanları yalnızca düştükleri yerle değil, düştükten sonra ayağa kalkmalarıyla da değerlendirelim. Hatasını kabul eden, pişmanlık duyan, tövbe eden ve hayatını düzeltmeye çalışan bir insanı sürekli geçmişiyle suçlamak yerine, onun yeni hayatına destek olalım.
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, kendisine tekrar tekrar hatasının hatırlatılması değil; “Sen değişebilirsin, yeniden başlayabilirsin” denilmesidir.
Unutmayalım:
Hata etmek insanîdir.
Hatayı fark etmek bir uyanıştır.
Pişman olmak vicdanın sesidir.
Tövbe etmek Allah'a dönüş yoludur.
Hatasından dönene yeni bir sayfa açmak ise güzel ahlâktır.
İnsanları geçmişlerinin içine hapsetmeyelim.
Çünkü Allah'ın rahmet kapısı açıksa, kulların birbirlerine rahmet kapısını kapatmaları yakışmaz. Bir insan yanlışından dönmüşse, onun geçmişini sürekli önüne koymak yerine, doğru yolda yürümesine yardımcı olmak gerekir. Zira gerçek erdem, insanın hatasını görmek kadar, onun tövbesini ve değişimini de görebilmektir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —