Dört Fitne Hadisi Üzerine Bir Değerlendirme
Kalplerin ölümü ve değerlerin alt üst oluşu
İslam’ın manevi ve ahlaki mirasında, Peymamber Efendimiz’in (s.a.v.) ahirzamana, toplumsal çalkantılara ve manevi krizlere dair uyarılarını ihtiva eden bir Hadisi Şerifinde; “Size benden sonra dört fitne gelecektir. Dördüncüsü geldiğinde kulağa birşey gitmez, göz görmez ve her tarafı fitne sarar. Ümmet, bir belaya mübtela olur, yılanın çöreklenmesi gibi, öyle ki, onda maruf inkar edilir, münker ise maruf sayılır. Ve bu fitnede insanların bedeni öldüğü gibi kalbleri de ölür.”
Gümüşhanevî Hazretleri’nin derlediği Râmûzü’l-Ehâdîs eserinde (1/247) geçen bu rivayet, insanlığın ve İslam ümmetinin geçeceği manevi ve toplumsal safhaları sarsıcı bir üslupla tasvir etmektedir.
Hadis-i Şerif, aşama aşama derinleşen bireysel ve toplumsal bir çürümeyi resmeder. Hadiste belirtilen "dört fitne", toplumsal bozulmanın bir anda gerçekleşmediğini, aksine kademeli bir süreç izlediğini gösterir. Tarih boyunca İslam toplumları iç savaşlar, mezhep çatışmaları, işgaller ve modern dönemle birlikte gelen manevi kulvar kaymaları gibi büyük sınavlar yaşamıştır.
İlk Aşamalar: Toplumda çatlakların başladığı, birlik ve beraberliğin zedelendiği ilk imtihan dönemleridir. Dördüncü Fitne (Zirve Noktası): Hadiste tasvir edilen dördüncü safha, artık kontrolün tamamen kaybolduğu, kuşatıcı ve kaçılması imkânsız bir "küresel veya toplumsal kriz" halini ifade eder.
Dördüncü fitnenin en belirgin vasfı, insanın idrak ve muhakeme yeteneğini felce uğratmasıdır: Basiret ve feraset kaybı: "Gözün görmemesi" ve "kulağın duymaması", fiziki bir körlük veya sağırlıktan ziyade basiret ve hakikate karşı duyarsızlaşmadır. Hakikat anlatılsa dahi zihinler buna kapalıdır; uyarılar kulak ardı edilir.
Her taraftan yükselen gürültü ve doğru ile yanlışın birbirine karıştığı ortamda insan adeta duyularını ve doğru karar verme yetisini kaybeder. Hadisteki "yılanın çöreklenmesi" benzetmesi son derece edebi ve uyarıcıdır:
Bir yılan avının etrafını sararak onu yavaş yavaş nasıl nefessiz bırakırsa, bu fitne de toplumun kültürünü, ahlakını, evini ve zihnini öyle sarar.
Bireyin kendini bu olumsuz etkilerden izole etmesi son derece zorlaşır; fitne, hayatın her alanına (medya, ticaret, sosyal ilişkiler) sirayet eder.
Marufun inkarı, münkerin maruf sayılması,
toplumsal bozulmanın en tehlikeli aşaması ve standartların kaybolmasıdır:
Maruf: Dinin, aklın ve selim fıtratın "iyi, doğru ve güzel" kabul ettiği şeylerdir.
Münker: Dinin ve aklın "kötü, çirkin ve haram" gördüğü davranışlardır.
Ahlaki erozyon derinleştiğinde sadece kötülük yapılmakla kalınmaz, kötülük normalleştirilir ve meşrulaştırılır. Doğruluk, edep ve iffet gibi "maruf" değerler "çağ dışı" veya "safça" bulunarak inkar edilir; haram, bencillik ve gösteriş gibi "münker" davranışlar ise modernlik veya zekilik adı altında "maruf" olarak alkışlanır.
En büyük felaket, kalplerin ölümü
Hadisin en çarpıcı son cümlesidir. fiziksel kayıplardan ziyade manevi kayba dikkat çeker. "İnsanların bedeni öldüğü gibi kalpleri de ölür."
Bedenin ölümü ve kalbin ölümü dünyevi hayatın sonudur ve kaçınılmazdır. Ancak burada anlatılmak istenen kalbin ölümü; günahlara karşı duyarsızlaşmak, merhamet, adalet ve hayâ duygularını kaybetmektir.
Kalbi ölen bir insan, yaptığı kötülükten pişmanlık duymaz, vicdan azabı çekmez ve tövbeye ihtiyaç duymaz. Bu durum, bireyin manevi helakidir.