Adem Vural


Aile Yapımızı Nasıl Bilirsiniz?

Sosyal hayatımızın, temel unsurlarından birisi olması yönüyle aile toplumsal yapımızın temel dinamiklerinden ve en önemli unsurlarından biri idi. 


Aile Yapımızı Nasıl Bilirsiniz?

Sosyal hayatımızın, temel unsurlarından birisi olması yönüyle aile toplumsal yapımızın temel dinamiklerinden ve en önemli unsurlarından biri idi.  Aile, içerisinde fedakarlık, şefkat, sevgi, saygı, hoşgörü, huzur ve barışın egemenliğinde, biyolojik, ekonomik, sosyal, dini ve koruyucu fonksiyonlarıyla ilk insandan bu yana varlığına mecbur olduğumuz temel kurumlarımızın en başında gelmekte idi.

Türk kültür ve medeniyet tarihinde; gök kubbe devletin miğferi, çadır ise aile çatısının tıpkı kubbesi ve örtüsü telakki ediliyordu. Bu sebeple Türk devlet felsefesi ile Türk aile yapısının özdeş/benzerlik arz ettiği görülürdü.  Orhun Abideleri’nde ise aile ocağı (ev-bark), “MABET” olarak vazgeçilmez kutsal olarak değer buluyordu.

X. yüzyıldan sonra İslamiyet’in kabulü ve coğrafi göçler, yerleşik hayatın getirdiği zorunlu şartlar ve Arap-İran kültürünün kısmi etkisi olsa da İslam Dini, Türk aile yapısının daha da güçlenmesine/kutsallığına destek vermiş idi. Milli/manevi değerlerin öğretilmesinde, şahsiyet kazanmalarında çocukların ilk okulu idi.

Değişen zaman, değişen mekan ve gelişen mentalitemiz doğrultusunda ataerkil/geleneksel geniş aile özelliklerini kaybederek, çekirdek aile türüne dönüşmüştür. Tabi bu dönüşüm ve değişim bu noktada sabit kalacak da değildir. Eskilerimiz öldü derken, elbette yeni şeyler doğacaktır.

Bu yeniliklerle birlikte çekirdek ailemizde de çözülme süreci, değişim/dönüşüm çerçevesinde postmodernizm, küresel köyün insanlarına çekirdek aileyi tasfiye planıyla “dağılmış/tek ebeveynli aile” bir diğer ifade ile tamamlanmamış/eksik aile modelini kazandırmıştır. Yani Sosyoloji Bilimi’nin tanımladığı aile tanımından çıkmış, tür olarak olup/olmadığı tartışılır hale gelmiştir. Konuya Türk aile yapısı ve geldiği konum açısından baktığımızda tarihi, dini, milli ve kültürel aile kodlarımızın ters yüz edildiği görülmektedir. 

Öyleki, yarışmacı olarak bir TV programına katılan bayan avukat, ailesiyle kan bağı dışında hiçbir bağının kalmadığını ve ailesine "benim rızamı almadınız" davası açacağını ilan etti. Birtakım belediyeler ise, bilboard ilanlarında "Ben çocuğum haklarım var. Bana en iyi bakacak kişiyle yaşamayı seçebilirim" ilanları ile toplumun temeli olan aileyi hunharca katlediyoruz.

Yeni kazanımızlarımızla kadın kocadan - koca da kadından bağımsız ve özgür olacak, artı çocuk ebeveynden ebeveyn de çocuktan bağımsız ve özgür olacak. Yani herkes dokunulmaz olacak ve yine hekes kuşlar gibi olabildiğince özgür olacak!

Bütün bu olup bitenleri alt alta, yan yana koyduğumuzda:Tıpkı arenadaki gladyatör veya boğa/matador gibi sabırsız, tahammülsüz, kin, nefret, hınç ve tek başına kazanç sarhoşluğunun sınır tanımazlığı ile “Pilot ve Model Türk Aile Yapısı”(PİMTAY) oluşacak!  Özgür ve özgüveni tavan kadın, genç ve çocuklardan oluşan yeni kişisel kimliklerimizle sınırsız sorumsuz, aile bağı, anne-baba ilgi, destek, şefkat ve merhametine ihtiyaç hissettirmeyecek! Çünkü kanun ve mevzuatlarla korunan bireylerimiz, “Kamu Güvenliği Şemsiyesi” altında, anne-babayı, kardeşleri, akrabaları, grup ve arkadaşları aratmayacak düzeyde egoist, hedonist, narsist duyguları tavan yapacak! 

Maksadım siz okuyucularımı karamsarlığa sevketmek değil. Lakin geldiğimiz noktayı tespit ve gelecğimiz ve çocuklarımızın geleceği ile endişelerimi paylaşmak istedim. Bu sereci çok iyi kritik edemezsek; boşanmaların önü açılacak, bireysel/tek çocuklu aileler özendirilecek/yaygınlaştırılacaktır. Çocuklarımız aile reddine başvurabileceklerdir. Bir ihtimal, sınırsız talep/istekler karşılanabilirse bütün sabır ve direnmelerin sonunda, en geç on sekiz yaşına kadar ailemizin çocuğu olarak bizimle kalabilecek. On sekiz yaş sonrası ise ailesi ile hiçbir bağı ve alakasının olmadığını yine yasalarımızın yüce ruh ve gücünden alan gençlerimiz hukuki yollarla bireyselleşen ve bencilleşen toplumsal yapımızın, milli bekamızın, tarihi/kültürel mirasımızın emanetçileri olmaya devam edecekleridir!.

İşin en üzücü yönü ise, bütün kademeleriyle üniversitelerimizin, aydınlarımızın, din adamlarımızın, STK’larımızın; bu önü alınmaz ve kestirilemeyecek tahribat ve yıkıma yol açacak fecaatalere karşı sessiz kalışlarıdır.  Lütfen kimse milletimize yaşadığımız olumsuzluklar karşısında,  yapılan mutabakat ve yasal düzenlemeleri topluma büyük bir ihsan ve ikrammış gibi takidim etmesin. Dünya küresel olsa da bu ülkenin TÜRKİYE ve bu milletin de TÜRK MİLLETİ olduğunu unutmayalım.